Sivilce Nasıl Geçer?

Genellikle ergenlik çağı ile birlikte başlayan sivilce (akne) çok sık karşılaşılan cilt problemlerinden biridir ve tedavi edilmez ise ciltte kalıcı izler bırakabilir. Ciltte yağ oranı yüksek noktalarda çıkar. Çoğunlukla ergenlik döneminde görülmekle beraber her yaşta görülebilen bir cilt hastalığıdır. Çoğunlukla yüz, göğüs, boyun, omuz ve sırt bölgesinde görülmektedir. Özellikle yüzdeki sivilceler tedavi edilmediği takdirde kalıcı bir iz bırakarak fiziksel görüntünün bozulmasına sebep olur. Buda genellikle insanlarda psikolojik etkilere yol açar. Bu sebeple sivilce tedavisi önemli bir etkendir. Sivilceler bazen beyaz bazen siyah noktalar şeklinde çıkmaktadır. Bazen ise sert kistler şeklinde oluşur ve ağrıya sebep olur. Püstül adı verilen iltihaplı sivilceler de vardır.

Sivilce İçin Yapmanız Gerekenler

İlk olarak cilt temizliğine özen göstermeniz gerekmektedir. Cildinizi günde iki kez sabah ve akşam tahriş etmeyecek şekilde düzenli olarak yıkamanız gerekmektedir. Böylece yüzünüzde gözenekleri tıkayan kirlerden kurtulabilmeniz mümkün. Kullandığınız cilt temizlik ürünlerinin cildin doğal ph’ına uygun olmasına dikkat edin. Cildinizi yağlardan kurtarmak için de haftada 2- 3 kere kil maskesi uygulayabilirsiniz. Gözeneklerinizin genişlemesi için haftada bir kez buhar banyosu yapabilirsiniz. Bu şekilde siyah noktalardan kurtulmanız da kolaylaşacaktır. Beslenmenin sivilce oluşumuyla ilgili bir etkisi kanıtlanamamıştır. Fakat yine de sebze meyve ağırlıklı beslenmeniz daha sağlıklı olacaktır. Uykunun da hormonlar üzerinde etkisi olduğundan dolayı günde 7 saat uyumak hormonların aktivitesini düzeltir. Sivilcelerin sıkılması ciltte yaraya sebep olur ve iz bırakır. Üstelik sivilcenin iltihaplanarak yayılmasına neden olur. Ihlamur ve rezene gibi çaylar cilde çok faydalıdır ve mikrobu temizlemeye yardımcı olur.

Sivilcenin Oluşumu

Kıl köklerinin içerisinde yer alan yağ bezlerinin cilde açılan kanalları vardır. Bu kanalların tıkanmasıyla birlikte sivilce oluşumu meydana gelmektedir. Bu yağ bezlerinden sebum adı verilen bir madde salgılanarak cildi korumaya yardımcı olur. Kıl kökünden dışarıya çıkamayan sebum birikerek sivilce oluşmasına sebep olur. Bu maddenin burada birikmesiyle birlikte bakterilerde oluşur ve bu bakterilerin çoğalması ile birlikte ciltte iltihap, kızarıklık, ağrı ve şişlik oluşur. Bu durumun uzun sürmesi ile birlikte sivilce patlayarak dışarı çıkar.

Sivilce Tedavisi

Cildinizde oluşan sivilceleri tedavi etmeniz uzun sürebilir ve iyileşmesi zaman alabilir. Yani tedaviye yanıt vermesi uzun süren bir cilt hastalığıdır. Bu nedenle sabırlı olmanız ve tedaviye düzenli olarak devam etmeniz gerekmektedir. Bir cildiye uzmanına başvurarak tedaviye başlayabilirsiniz. Sivilce tedavisinde kullanılan çok sayıda ilaç bulunmaktadır. Bu yüzden hangi ürünü kullanacağınıza cildiniz için en uygun ilacın hangisi olduğuna doktorunuz karar verecektir. Yoğun sivilceli olan hastalara 2- 3 ay süren bir antibiyotik tedavisi uygulanır. İlaç tedavisinde sivilcenin türü ve şiddeti, hastanın yaşı ve cinsiyeti önemli bir etkendir. Tedaviye yardımcı olmak için cildinizi yumuşak bir sabunla yıkamanız önerilir. Cildinizi çok kurutacak temizleyicilerden ve sabunlardan uzak durmanız gerekmektedir. Cildinize uygun cilt bakım ürünleri kullanmalısınız. Cildinizi çok yıkamanız da cildinizin yağ ve nem oranının düşürür. Bu yüzden çok sık yıkamayın. Cildinizi tahriş edecek giysiler giymeniz de sivilcenin iyileşmesini geciktiren bir etkendir.

Sivilce Oluşumunu Arttıran Faktörler

Sivilce oluşumunu etkileyen birçok faktör vardır. Yani sivilcenin tek bir etkenden değil birden fazla etkenin bir araya gelmesinden oluşur. Deride bulunan p.acnes bakterisinin çoğalmaya başlamasıyla birlikte sivilce de artmaya başlar. Sivilce oluşumu genetik olabilir. Yani anne ve babanızda sivilce olması sizde sivilce olması ihtimalini arttırmaktadır. Ayrıca sivilce oluşumunda hormonların da büyük bir etkisi vardır. Sivilce oluşumuna sebep olan hormonların başında androjen grubu hormonlar yer almaktadır. Androjen hormonlarının artması ya da derinin bu hormonlara karşı hassas bir duruma gelmesi sonucu sivilce oluşur. Güneş ışığının sivilceleri iyileştirmede etkisi olduğu bilinmektedir. Fakat uzun süreli güneş ışığı da ciltteki lekeleri arttırır. Sivilcelerinizi kapatmak için kullanacağınız kozmetik ürünleri sivilcelerin daha da artmasına ve kötü olmasına yol açar. Çünkü makyaj deri gözeneklerini tıkayarak cildi bozar. Sivilcenin oluşmasına sebep olan etkenlerden biri de stres ve endişedir. Özellikle öğrenciler için sınav dönemleri çok stresli geçer ve bu dönemde sivilce oluşumu daha da artar. Kadınlarda adet dönemlerinde hormon miktarının değişmesi ile birlikte de sivilce oluşumu meydana gelir.

Kinoa Mucizesi

Kinoa yüksek besin değerine sahip çok faydalı bir bitkidir. Kinoa yetiştirilen bölgenin dışında yetiştirilemeyen bir bitki olduğundan dünya genelinde çok bilinen bir bitki değildir. İlk çağlardan bu yana Latin Amerika da ana besin kaynağı olarak kullanılmaktadır. And dağlarında yetişmektedir. Tahıl olmayan ama tahıl gibi kullanılmaktadır. Çok eskiden kullanılan fakat günümüzde yeni yeni keşfedilmektedir. Kinoa  amaranthaceae ait  chenopodium bitkisinden elde edilen yenilenebilir bir tohumdur. Tahıllara benzer yönleri olsa da, buğdaygillerden değildir. Ispanak ve pancar gibi bitkilere daha yakındır. Asıl adı ‘Chenopodium quinoa’ dır. Yüksek besin değeri ile dikkat çeker. Aminoasit ve protein kaynağı olan kinoa, insan vücudu için gerekli olan 9 aminoasidin tamamını içerir. En fazla aminoasit içeren ete oranla kinoa aminoasitlerin emilimi bundan çok daha fazladır. Kinoa bunun yanında;  vitamin, mineral ve kilo vermenin bir numaralı anahtarı olan lif içerir. İçeriğinde bulunan  A, B, C, D ve K vitaminleri; magnezyum, demir, çinko, kalsiyum ve fosfor minerallerine sahiptir.

KİNOA’NIN FAYDALARI

  • Kinoa oksidatif strese karşı alp, karaciğer, böbrek, akciğerler ve pankreasın korunmasına yardımcı olan antioksidan içerir. Birçok tahılla karşılaştırıldığın da kinoanın antioksidan seviyesi çok fazladır.
  • Bu antioksidanların faydalarından bazıları fenolikler, polifenoller, antosiyaninler olarak sıralanabilmektedir.
  • Kinoa çok fazla protein içermez ancak yüksek protein kaynağı olarak kabul edilir. Oldukça yararlı ve iyi  lizin, metionin ve triptofan gibi temel amino grup asit kaynağıdır. Oldukça faydalı bir tohumdur. Bunların hiç biri vücutta sentezlenmez.
  • Kinoa da bulunan kalsiyum miktarı sütle eş değerdir. Bu açıdan süte ve süt ürünlerine alerjisi olan insanlar için kinoa iyi bir seçenektir. Kalsiyum kemik, sinir ve beyin için oldukça önemlidir.
  • Karaciğerde bulunan ve diyabete neden olan kötü kolesterolü ortadan kaldırır. Aynı zamanda oluşumunu engeller.
  • Tam bir B vitamini deposudur. Diğer tahıllarla karşılaştırıldığında kinoa bu konuda oldukça etkilidir.

Diyabete Karşı Kinoa

  • Diyabet riskini azaltır yüksek oranda karbonhidrat emilimini kolaylaştırır. İyi bir çözünür lif kaynağıdır bu nedenle kan şekeri kontrolü sağlamaktadır ve glikoza karbonhidrat dökümünü yavaşlatmaya yardımcı olur. Oluşan  Fenolik asitler, E vitamini bileşikleri ve hücre duvarı polisakaritleri de dâhil olmak üzere  anti-inflamatuar besinler, her tip 2 diyabet riski ile ilgili olan istenmeyen iltihabı azaltmaktadır.
  • Kinoa da bulunan yüksek lif içeriği kolesterolü azaltmaya yardımcı olmaktadır. Kinoa çözünür lif safra asitleri ile bir araya gelerek kötü kolesterol olarak bilinen LDL kolesterol seviyesini düşürmektedir. Hayvan bazlı proteine alternatif olarak kullanılabilir.
  • Kinoa kan basıncını kontrol eden bir etkiye sahiptir. Tahıl türleri arasında en fazla potasyuma sahiptir. Aynı zamanda kan seviyesini dengelemek ve düşük kan basıncını korumak için sodyum içermektedir. Magnezyum açısından oldukça zengin olan kinoa kan basıncı düşürmek için kullanılan vazodilatördür (damar genişletici etkisi olan maddelerin genel adı).
  • Kinoa sindirim sistemi için etkidir. Aynı zamanda hazımsızlığa ve kabızlığa iyi gelmektedir. Kabızlık nöbetlerinin sıklığını azaltmak için kinoa kullanabilirsiniz.
  • Kinoa demir bakımından yüksek besin değerine sahiptir bu nedenle anemi problemi olan insanlar önerilebilir. Anemi hastaları diyet programlarına ekleyerek destek kazanabilirler.
  • Kinoalar iltihap riskini azaltmaya yardımcı olmaktadır.  Obezite, enflamasyon ve hastalığı önlemek açısından önemli olan sağlıklı bağırsak mikroplarına (bağırsaktaki dost bakteriler) destek olarak fayda sağlamaktadır.
  • Lifli ve protein içermesi sayesinde kilo vermeye yardımcıdır. Tokluk hissi verdiği için kilo problemi çeken insanlar önerilir.
  • Hastalıklardan koruyarak vücut direncini arttırır.
  • Migrene karşı da kullanabileceğiniz mucize bir tohumdur kinoa, beyin damarlarını genişleterek oluşan ağrıyı geçirecektir. Besin programınıza eklemenizde fayda büyük faydası vardır.
  • Hamile bayanlar için de önerilebilen bir besin kaynağı, enerji vermesi nedeniyle rahat bir hamilelik geçirmenize yardımcı olur. İçeriğinde bulunan vitamin ve mineraller bebeğinize de fayda sağlayacaktır. Aynı zamanda emziren annelere de önerilir.

 

KİNOA’NIN YAN ETKİLERİ

  • Yüz yıllardır kullanılan kinoayı doğru miktarda kullanıldığında zarar yaratmaz.
  • Doğal bir saponin kaplaması olduğu için yıkayarak tüketilmeli aksi takdir de mide de yaralara sebep olabilir.
  • Bunların dışında kinoanın kullanımıyla ilgili raporlanmış herhangi bir yan etki görülmemiştir.

Kahve Karaciğerde Siroz Gelişimini Önleyebilir mi?

Siroz, sağlıklı karaciğer dokusunun fonksiyon görmeyen fibrotik yara dokusuyla yer değiştirdiği yavaş gelişen bir hastalıktır. Yara dokusu, karaciğerdeki kan akışını engeller ve karaciğerin besinleri, hormonları, ilaçları ve doğal toksinleri işleme yeteneğini yavaşlatır. Ayrıca, proteinlerin ve karaciğer tarafından yapılan diğer maddelerin üretimini de azaltır. Siroz sonuç olarak karaciğerin düzgün çalışmasını engeller.

Karaciğer sirozunun en sık bilinen nedeni alkol kullanımı olup diğer yandan hepatit B ve C gibi bazı viral enfeksiyonlardan ve son zamanlarda artış gösteren yağlı karaciğer hastalığı gibi nedenlerden de kaynaklanabilir. Karaciğer sirozu yılda 1 milyondan fazla ölüme neden olan ciddi bir durumdur.

Alimentary Pharmacology and Therapeutics adlı dergide yayınlanan ve toplamda 430.000’den fazla katılımcıyla yapılan dokuz çalışmanın analizi (meta-analiz), her gün iki fincan daha fazla kahve içmenin, aşırı alkolün yol açtığı karaciğer hasarını dramatik şekilde (%44) azalttığını göstermiştir.

Daha fazla kahve, daha az hasar

Araştırmacılar, dokuz çalışmanın sekizinde tüketilen kahve fincanlarının sayısı arttıkça siroz riskinin azaldığını bulmuşlardır. İki fincan kahve siroz gelişme riskini yüzde 44 oranında düşürürken, dört fincan kahve yüzde 65 oranında düşürmüştür. Bu sonuçlar araştırmacıların artan kahve tüketiminin sirozgelişme riskini önemli ölçüde azaltabileceğini göstermektedir.

Kahve ve karaciğer

Kahve, antioksidan ve anti-inflamatuar özellikleri olan maddeler içerir. Ancak bu özeliği tek başına sirozu engellemeye yetmeyeceği açıktır. Diğer yandan bu çalışmalardan “kahve tüm karaciğer hasarınızı tersine çevirecek ve bir karaciğer nakline ihtiyaç duymayacaksınız” mesajını çıkarmakta yanlış olacaktır.

Çalışmanın sonuçları siroza gidişi engellemesi veya önlemesi açısından çok ilgi çekicidir. Dahası ileride geliştirilebilecek tedavi alternatifleri hakkında da fikir kaynağıdır. Fakat kahve aşırı alkol tüketiminin veya uyuşturucu kullanımının neden olduğu yerleşmiş karaciğer hasarını geri getirmeyecektir. Evet insanlar tolere edebilecekleri takdirde iki fincan kahve içmelidir fakat aynı zamanda -ve daha da önemlisi- karaciğerlerine zarar veren alkol alımını tamamen bırakmalıdır.

Diğer yandan kahveye kalp damar hastalıkları riskini arttırması nedeni ile fazla şeker ve krema eklenmemesi gerektiğini de belirtmekte yarar var. Kahveye koyduğumuz bol miktarda şeker ve krema kahveden elde edeceğimiz tüm yararları yok edebilir.

Sonuç olarak karaciğer sirozu gelişme riskiniz varsa; günde en az iki bardak kahve tüketin ve siroza neden olacak faktörden (alkolu bırakmak, viral enfeksiyona bağlıysa tedavi olmak) kurtulun!

Şifalı Yasemin Bitkisi Ve Sağlığımıza Faydaları Nelerdir?

Bitki çayları arasında aromalı ve hoş kokulu dediğimizde ilk aklımıza yasemin çayı gelir.  Yasemin çok faydalı bir bitkidir. Zeytingiller familyasının Jasminum cinsinden gelmektedir. Yıl boyunca yeşil kalabilen ve beyaz renkli çiçekleri olan yaseminin 200’e yakın çeşidi vardır.  Diğer isimleri  ‘ Yasemen, Jasminum, Jasmine, Jasmin ’ olarak biliniyor. Himalaya ve Çinin batısından geldiği söylenen yasemin eski Çin, Fars ve Mısır yazılarında bahsedilmektedir. Aynı zamanda Arap yarım adası ve Çin ipek yolunda ticareti de yapılmıştır. Yasemin Endonezya, Pakistan ve Filipinler’in ulusal çiçeğidir. Yasemin çayı kokusu ile etkilediği gibi faydaları ile de çok faydalı bir bitkidir. Yasemin kalp krizi riskini azaltır, bağışıklık sistemini güçlendirir, diyabet sorununu giderir, sakinleştiricidir, kalp damar oluşumunu engeller, sindirim sürecini iyileştirmekte ve kolesterol değerlerini düşürmekte vb. gibi birçok faydası vardır. Aynı zamanda Yasemin çayı tüketmek kateşin ve epikateşin gibi vücudumuzda nadir bulunan oldukça faydalı antioksidanları temin etmekte oldukça etkilidir.

YASEMİN ÇAYININ FAYDALARI

  • Yaseminçayının sakinleştirici kokusunun yanın da stres gidermek için de oldukça etkilidir. Gerginlik ve endişeyi azaltmaktadır. Stres ve endişe gibi sorunlarınız varsa bir fincan yasemin çayı rahatlamanıza yardımcı olacaktır. Aynı zamanda baş ağrıları ve kas ağrılarına iyi gelmektedir. Yapılan araştırmalara göre yasemini 5 dakika kokladığınız da kalp hızını olması gereken seviyeye getirerek sakinleşmesini sağlamaktadır.
  • Yaseminçayının en çok övülen yanı yumuşak ve lezzetli tadının içeriğinde bulunan yüksek antioksidan özelliğidir. Yaseminçayının içeriğinde bulunan en önemli antioksidan kateşinlerdir. Yasemin çayının içeriğindeki bu antioksidan diğer çaylarda bulunanlardan farklıdır. İçeriğinde  kateşinler antioksidanları yasemin çayının talep görmesinin en önemli nedenidir; çünkü kateşinlerin vücutta bazı ciddi hastalıkların önlenmesi için oldukça etkili olduğu belirtilmiştir.
  • Yaseminçayı kalp ve damar hastalıklarının tedavisine çokça kullanılır. Çünkü yasemin çayı LDL kolesterolünü engellemektedir ve böylece LDL kolesterolünün iltihaplanmasını engellemektedir. Aynı zaman da bu da vücuttaki kısıtlı kan akışı oranını azaltmakta böylece kalp krizi geçirme riskini düşürmektedir.
  • Yaseminçayının antioksidan özelliği çok güçlüdür bu nedenle vücutta deforme olan serbest radikallerle savaşabilmektedir. Bu serbest radikaller vücutta ki kanser hücrelerinin gelişmesini sağladığı bilinmektedir. Antioksidanlar ayrıca yaşlanma sürecini yavaşlattığı gözlemlenmiştir.
  • Serbest radikaller cildinizin tedavi aşamasındaki düzeninin bozulmasına sebebiyet verebilmekte ve kırışıklığa neden olmaktadır. Yani antioksidanın faydalarından biriside yaşlanmaya karşı koruyucudur.Serbest radikaller birçok yönden zararlı olduğu gibi yaşlanma sürecini de hızlandırmaktadır; ayrıca kanserle de ilişkili olduğu zaten bilinmektedir. Yaseminçayı bu sebepten oluşabilecek kanser gelişimini engellemektedir.
  • Yaseminçayı kan dolaşımını arttırmaya yardımcıdır böylece yükselen kan basıncı oluşumu nedeni ile tromboz, felç, kan pıhtılaşması, beyin hasar ve yüksek tansiyon gibi rahatsızlıkların önüne geçmektedir.
  • Aynı zamanda yasemin çayı diyabetin olumsuz etkilerine iyi gelmektedir. Diyabet şekeri metabolize etmektedir fakat yasemin çayı  diyabeti önlemeye yardımcı olmaktadır.
  • İçeriğinde bulunan yüksek derecede antioksidanlar grip ve soğuk algınlığın da oluşan enfeksiyonların gelişimini engellemektedir. Vücuda giren bakterilerin gelişmesini de önlemektedir.
  • Yaseminçayı zararlı bakterilerin yok olmasını sağladığı gibi yararlı olan bakterilerin gelişmesine de yardımcı olmaktadır. Bu özellik sindirim ve gene bağırsak sağlığı için oldukça önemlidir. Bağırsaklar da yararlı bakterilerin yeteli olması IBS ve ülser gibi rahatsızlıklara yardımcı olur.
  • Olukça yararlı olan yaseminçayı metabolizmayı hızlandırır bu özelliği kilo problemi çeken insanlar için oldukça yararlıdır.
  • Kasları rahatlatan özelliği ile yaseminçayı oldukça yararlıdır. Eklem ve romatizma ağrılarını rahatlatmaktadır. 

YASEMİN ÇAYININ YAN ETKİLERİ

  • Tavsiye edilen tüketim miktarının üstünde kullanımı önerilmemektedir. Fazla kullanılması bazı yan etkilere neden olabilir. İçeriğinde bulunan kafein özelliği dikkat arttırmak da ve uyuklamayı azaltmaktadır. Fazla tüketilmesi önerilmez.
  • Hamile ve emziren kadınların kafein nedeni ile kullanmaları önerilmez.
  • Güzel kokulu yasemin çayının ortalama gün 2 fincan içilmesi önerilmektedir. Fazla kullanılması yan etkilere sebep olabilir. Aynı zamanda devamlı kullandığınız bir ilaç varsa doktorunuza danışmadan kullanmayınız.

Saç Yağlanması Hakkında Bilmeniz Gereken Herşey

Saçlarımızla ilgili en sık karşılaştığımız problemlerinden biride yağlanmadır.  Bunu bir hastalık olarak değerlendirmeyin aslında daha çok fizyolojik durumdan kaynaklıdır. Ancak saçtaki yağlanmalar sizi psikolojik olarak olumsuz etkileyebilir. Bu düşündüğünüz kadar kalıcı bir durum olmayıp önlem alınıp önüne geçilebilir. Fakat yağlanmaları önleyici bakım kremlerini aşırı kullanımıda saçı tamamen yağsız bırakabilir bu iyi bir şey değildir. Çünkü saç kökünüzün beslenmesi için yağa ihtiyaç vardır. Genellikle saçlarımızın kirlendiğini yıkanmaya ihtiyacı olduğunu saçtaki yağlanmalardan anlarız. Ama saç yağlanması sadece buna bağlı olarak ortaya çıkmaz farklı sebepleri de olabilir. Tabii ki sebebini araştırmalısınız bunu da bir uzmanla paylaşarak yardım alabilirsiniz.

Saç Yağlanmasını Etkileyen Faktörler

Saç yağlanması neye bağlı ortaya çıkabilir bir bakalım;

  • Hem çevresel hemde genetik olmak üzere daha birçok sebebi vardır.
  • Saç yağlanması diye adlandırdığımız durum aslında saç derisinde meydana gelen yağlanmadır. Yani saç derisindeki yağlanmalar saç kökümüzden tellerine ulaşarak saçın yağlanmasına sebep olur. Saç yağlanmaları kıvırcık ve dalgalı saçlara oranla düz saçlarda daha fazla görülür bunun sebebi ise saç tellerine daha kolay ulaşabiliyor olmasıdır.
  • Beslenme alışkanlıkları da saçın yağlanmasına sebep olarak gösterilebilir. Bunlar genellikle yağlı besinler ve dengesiz beslenme aracılığıyla oluşur.
  • Saçlarla sık sık oynanması uğraşılması da yağlanmaya sebep olur.
  • Belkide en şaşıracağınız durum da çok sıcak suyla yıkanan saç yağlanır mı demek olacaktır. Maalesef çok sıcak su saçı yağlanmadan korumaz aksine saçın yağlanmasına sebebiyet verir.
  • Tabi ki hayatımızın her alanında bizi yoran yıpratan şeylerden bir tanesi de strestir. Stres desaç yağlanmasıda etkileyen bir başka nedendir.
  • En önemli sebeplerden bir taneside saça uygun kullanılmayan şampuan ve aşırı kullanılan saç bakım kremleri ve saç spreyleridir.

Saç Yağlanmasını Nasıl Engelleriz?

  • Öncelikle beslenme alışkanlıklarınızı değiştirin, sağlıklı olan besinleri tüketin ve yağlı yiyecekleri kontrollü tüketin.
  • Saç bakımıyaparken kullandığınız düzleştiriciler, fön makinaları derinin ısınmasına sebep olur. Saç kuru olduğu için saç derisi daha fazla yağ üretir. Bu yüzden bu saç şekillendiricileri çok nadir kullanın.
  • Saç şekillendiriciler saçı kuruttuğu için duş esnasında aşırı sıcak su kullanılır. Aksine saçlarınızı ılık su ile yıkayın.
  • Özellikle saçlarınızda ki yağlanma çok fazlaysa normal market ürünü olan şampuanlardan uzak durun. Saçlarınıza uygun olabilecek ve bir uzmandan tavsiye alarak bitkisel şampuanlar ve bakım kremleri kullanabilirsiniz. Şampuanınızın ve bakım kreminizin özellikle yağlı saçlar için mi üretilmiş olmasına dikkat ediniz.
  • Saçlarınızla gün içerisinde iş stresinden kaynaklı veya genel olarak uğraşmayı seviyorsanız gün içerisinde saçlarınızla çok fazla uğraşmamaya özen gösterin.
  • Saçlarınızı sık sık taramayın çünkü saç taraması saç derisindeki yağlanmanın saç tellerine ulaşmasını hızlandırır.
  • Saç diplerinize bakım kremlerini kesinlikle sürmeyin.
  • Normal zamanlarda bile yağlanan saçlara sahipseniz kuru şampuan kullanmalısınız. Kuru şampuanı saç diplerinize uygulayın ve 2-3 dakika bekletin daha sonra dişleri sert olan bir tarak yardımıyla saçlarınızı tarayın.
  • Saçlarınıza şekil vermek için kullandığınız jöle, sprey veya saç köpüğünü saç deriniz ve saç köklerinizden uzak tutun. Saçlarınızı bu tür ürünlerden arındırmak istiyorsanız sirkeli su veya limondan faydalanabilirsiniz. Limon saça kuru bir etki bırakacağı için duştan sonra saç ıslakken uygulayın ve istediğiniz şekli tarak yardımıyla şekillendirin. Sirkeli su için ise 1 ölçeğe 5 ölçek su olacak şekilde kullanabilirsiniz. Öncelikle saçınızı şampuanlayıp duruladıktan sonra bu karışımla saçlarınızı tekrardan durulayın. Duştan çıktıktan sonra sirke kokusu alabilirsiniz bu koku saç kuruduktan sonra gidecektir. Saç kurutmak için fön makinasını kullanmayın. Bir havlu yardımıyla saçlarınızın kurumasına yardımcı olabilirsiniz.

Sarımsak Bizim İçin Ne Yapabilir?

Sarımsak yüzyıllardır yemeklerimize lezzet katan bir sebze olmasının yanında, tansiyonu düşürücü özelliği gibi etkilerinden dolayı halk arasında biline en meşhur bitkisel ilaçtır. Sarımsak bizim için ne yapabilir?

Sarımsak Sağlığımıza Nasıl Katkıda Bulunur?

Sarımsak belli başlı altı yol ile sağlığımıza katkıda bulunur.

1- Bağışıklığımızı güçlendirir: Sarımsağın gerek laboratuvar ortamında gerekse insanlar üzerinde yapılan çalışmalarda kanser hücrelerini öldürdüğü tespit edilmiştir. Pişmiş ya da çiğ sarımsak, meyve ve sebzelerle beslenen kadınlarda kolon kanserinin görülme oranı %35 daha düşük tespit edilmiştir.

2- Vücudumuzdaki yangı (inflamasyonu) baskılar: Ağrı kesici olarak bilinen ilaçların kutularında “antiinflamatuvar” diye bir kelime yazar. Bu ilaçlara benzer bir etkiyi sarımsak yağlarının gösterdiği tespit edilmiştir. Yani eklemleriniz ya da kaslarınızda ağrı,iltihap varsa sarımsak yağı ile ovalamanız durumunda şikayetleriniz azalacaktır.

3-Kalp damar sağlığını arttırır: Halk arasında bilinenin aksine sarımsağın kolesterolü düşürdüğüne dair kesin bulgular olmasa da, atar damarlar üzerine olan olumlu etkileri ve yüksek tansiyonu düşürücü özellikleri bilimsel çalışmalarla da gösterilmiştir.

            Sarımsak tansiyonu nasıl düşürür? Kırmızı kan hücreleri (alyuvar, eritrosit) sarımsağın içinde bulunan sülfürü damarlarda genişleme yapan hidrojen sülfid gazlarına dönüştürmesi suretiyle tansiyonu dengeler ve yüksek tansiyonu düşürür. Dünyaca meşhur gıda ve ilaç kurumu FDA (U.S. Food & Drug Administration) Kalp sağlığı için günde 4 gr sarımsak tüketilmesini önermektedir.

4-Daha iyi saç ve cilde sahip olmamızı sağlar: Sarımsağın içerdiği antioksidanlar ve antibakteriyel özellikler, sivilceye neden olan bakterileri öldürerek cildinizi temizleyebilir. Bazı veriler sarımsağın sivilce üzerine sürülmesi durumunda bakterileri uzaklaştırdığını göstermiştir. Tabi bunu yaparken cildinizde yanma hissedeceğinizi unutmayın!

5-Yiyeceklerimizi korur: Yine taze sarımsaktaki antibakteriyel özellikler, gıda zehirlenmesine neden olan salmonella ve E. coli gibi bakterileri öldürebilir.

6-Ayak mantarını tedavi et: Sarımsak bakteriler gibi mantarlarla da savaşır. Ayak mantarınız varsa ayaklarınızı sarımsak suyuna batırın ya da ayaklarınıza çiğ sarımsak sürün.

Sarımsaktan tam olarak yararlanmak için nelere dikkat edilmeli

Sağlık açısında en yüksek yarar çiğ sarımsaktan elde edilir. Sarımsağı ısıtma ya da yemeğe koyma pH dengesini değiştirebilir. 60 derecenin üzerindeki sıcaklıkta yapısı bozulacağı için yemeklere pişerken değil piştikden sonra eklenmesi (yemek ocaktan indirildikten sonra küçük parçalar halinde) daha uygundur.

Dikkat edilecek birkaç nokta

Sarımsağın birçok faydası olmasına rağmen diyete aşırı miktarda eklenmesi mide rahatsızlığı, şişkinlik, ishal, ağız ve vücut kokusu gibi rahatsızlıklara neden olabilir.

Ayrıca çok miktarda taze ve kuru sarımsağa temas etmeniz, cildinizde batma hissine neden olur. Sarımsaktan kaynaklı cilt lezyonlarını önlemek için mutfak eldivenleri giyebilirsiniz.

Sarımsak takviyeleri nadiren baş ağrısı, yorgunluk, iştah kaybı, kas ağrıları, baş dönmesi ve astım atakları veya deri döküntüleri gibi alerjik reaksiyonlara neden olabilir.

Eğer kan sulandırıcı ilaçlardan alıyorsanız, sarımsak bu ilaçların etkisini arttırarak kanama gibi durumlarda kanınızın pıhtılaşmasını zorlaştırır.

Makale Nedir?

Belirli bir konu ile alakalı, bir görüş ya da düşünceyi savunmak ve bunu kanıtlamak adına yazılmakta olan yazı türüne makale denilmektedir. Genel itibari ile makalelerin konusu yalnızca edebiyat değildir. Bununla beraber resim, müzik, bilim, siyaset, sağlık, eğitim ve spor gibi birçok farklı alanda da yine makaleler yazılabilmektedir.

Genel olarak bakıldığı zaman makalelerin kullanımının başlaması ve gelişmesi gazeteler ile beraber olmuştur. İşlenmekte olan düşüncenin karşı taraftaki okuyucuya aktarılması ve okuyucunun bundan ikna olması gerektiği için çeşitli kanıtlar ile savunulmakta olan düşüncenin desteklenmesi gerekmektedir.

Bundan dolayı da yazar başta tanık gösterme olmak üzere benzetme, örnekleme, karşılaştırma gibi düşüncenin geliştirilmesini sağlamakta olan yöntemleri sıklıkla kullanmaktadır. Hangi konu olursa olsun fark etmez, makale yazımında dil ciddi ve anlaşılır olmalıdır. Aksi durumda yani ciddiyetten uzak ve anlaşılmaz bir şekilde yazılmış olan makale ne yazık ki asla amacına ulaşmamış olacaktır.

Yazarların makale hazırlarken dikkat etmeleri gereken diğer bir konu ise giriş, gelişme ve sonuç bölümlerine dikkat edilerek hazırlanması. Giriş bölümünde ele alınacak olan konudan bahsedilmeli, gelişme bölümünde konudan ayrıntılı bir şekilde bahsedilip belgeler ortaya koyulmalı ve sonuç bölümünde ise konu ile alakalı düşünceler toparlanıp okuyucuya gerekli şekilde aktarılmalıdır.

Makalenin Özellikleri Nelerdir?

 Hazırlanacak olan makale içerisinde ele alınacak olan konu bilimsel bir yöntemle incelenmelidir. Genel olarak makalenin yazılış amacı bir konu ile alakalı bilgi vermektir. Fakat bu esnada sadece bilgi verilmez, aynı zamanda verilmekte ola bilgiler de dikkatlice kanıtlanmaya çalışılır.

Yazılmış olan konuya göre makale içerisinde örnekleme, tanık gösterme ve karşılaştırma gibi farklı tarzlarda düşünceyi geliştirme yöntemleri kullanılmaktadır. Hazırlanmakta olan makalenin üzerinde durmuş olacağı temel bir düşünce vardır ve yazar da bu düşünceye karşı mümkün olduğu kadar nesnel bir yaklaşım göstermesi gerekmektedir.

Hazırlanacak olan makalelerde konu sınırlaması olmaz. Dolayısıyla gerekli olan detayların üzerinde durulması şartı ile istenilen hemen her konuda rahatlıkla makale yazılabilmektedir. Yazılmakta olan bu makaleler dergilerde ve gazetelerde yayınlanabileceği gibi eğer istenirse yazar bunları kitap haline de getirebilir.

Milletvekili

Bir parlamento içerisinde oy vermiş olan kişileri temsil eden kişiye milletvekili denilmektedir. Pek çok farklı ülkede yer almakta olan sistemlerde var olan parlamento üyelerine farklı isimler verilebilir. Parlamenter yani milletvekili bağımsız olabileceği gibi bir partiye bağlı da olabilmektedir.

Bir ülkenin yürürlükte var olan mevzuatına ve parlamento sistemine göre seçme ve seçilme kurallarının yanı sıra milletvekilinin sorumlulukları ve görevleri değişim gösterebilmektedir. Türkiye Büyük Millet Meclisi bünyesindeki milletvekillerinin de görevleri ilgili şekilde belirlenmiştir.

Milletvekilinin Görevleri Nelerdir? 

Genel olarak milletvekilinin temel görevlerinin başında kanun yapmak, değiştirmek ve kaldırmak gelmektedir. Bunun yanı sıra

  • Bakanlar kurulu ve bakanları denetlemek
  • Para basılmasının kararının verilmesi
  • Mevcut durumda savaş ilan etmeye karar verilmesi
  • Kanunlar çerçevesi dahilinde belirli konularda bakanlar kuruluna kararname yetkisi verilmesi
  • Bütçe ve kesin hesap kanun tasarılarını görüşüp bunu kabul etmek
  • Uluslar arası antlaşmalarının onaylanması
  • Türkiye Cumhuriyeti anayasasının on dördüncü maddesinde yer almakta olan fiillerin haricindeki suçlardan ötürü mahkum olmuş kişiler hakkında genel ve özel af ilalarına karar vermek
  • Anayasa bünyesindeki diğer maddelerde öngörülmüş olan salahiyetleri kullanmak ve görevleri yerine getirmek de yine milletvekillerinin görevleri arasında kendine yer bulmaktadır.

Nasıl Milletvekili Olunur?

 İnsanların büyük bir kısmı özellikle de seçimler öncesinde milletvekili olma şartlarını inceliyorlar. Pek çok kişi gerekli şartları taşımadığını düşünüyor olsa da bu düşünce doğru değildir. Gerekli şartları taşıdığını düşünen herkes, milletvekili olmak adına gerekli olan başvuruyu yapabilir.

 

Genel olarak milletvekili olma şartları şunlardır;

 

  • En az ilkokul mezunu olmak
  • 25 yaşını doldurmuş olmak
  • Erkekler için askerlik hizmetini yapmış olmak
  • Kamu hizmetinden herhangi bir şekilde yasaklanmamış olmak
  • Yüz kızartıcı bir suç işlememiş olmak
  • Taksirli suçların haricinde 1 yıldan fazla bir süre hapiste yatmamış olmak
  • Devlete dair sırları açığa çıkartmamış olmak
  • Anarşik ve ideolojik suçlara katılmamış olmak
  • Kısıtlı olmamak.

 

Bu şartları eksiksiz bir şekilde yerine getirmiş olan kişiler, milletvekili olmak adına gerekli olan başvurularını yapabilir, kabul görürlerse halkı temsil etme yetkisine sahip olurlar.

Osmanlı-Rus Savaşı / 93 Harbi

1877-1878 yılları arasında; Osmanlı ve Rusya arasında meydana gelen savaş; rumi takvimde 1293 senesine denk gelmesi sebebiyle “93 Harbi” olarak adlandırılmıştır. Rus ordusu, Yeşilköy’e kadar ilerlemiş ve  savaş, Osmanlı Devleti’nin barış istemesiyle sonuçlanmıştır. 19.yüzyılın en kanlı savaşlarından biri olan 93 Harbi’nin sonunda, Osmanlı’nın elinde sadece Arnavutluk-Trakya hattı kalmış ve balkanlarda yaşayan 1,5 milyon müslüman Anadolu’ya göç etmiştir.

Dönemin Şartları

93 Harbi’nin oluşmasını sağlayan en temel etkenlerden biri; 1853 tarihinde Rusya’nın Kırım’da aldığı yenilgi olmuştur. Çarlık Rusyası I. Petro’dan bu yana sıcak denizlere inmeyi, dış politikada bir hedef haline getirmiştir. Yayılmacı bir politikayla birlikte Rusya, Moskova civarına konumlanan bir kara devleti olmaktan çıkmak istemiştir. Bu istekle birlikte, Petro 1706’da İsveç’le savaşmış ve zafer kazanmıştır.Böylelikle Baltık Denizi’nde kendi adını taşıyan bir liman kurmayı başarmıştır. Balktık’ta kazanılan zafere karşı, Rusya’nın sıcak denizlere inme; Akdeniz ve Karadeniz’e egemen olma yolunda karşılarına çıkan Osmalı Devleti olmuştur. 1711 yılında Osmanlı’ya savaş açmış ve başarısız olmuştur. Ancak Rusya ana hedefinden hiç şaşmamıştır. Süveyş Kanalı’nın açılması da durumu cazip hale getirmiştir. Rusya, Kızıl Deniz üzerinden Hint Okyanusu’na açılıp, İngiltere’nin Hint Yolu’nu kesmeyi başarma imkanı doğmuştur. Rusya’nın Kilikya üzerinden Akdeniz’e inme politikasının baş kahramanları ise, Osmanlı topraklarında yaşayan “azınlıklar” olmuştur.

Rusya, panslavist bir politikayı gündeme getirmiş ve kendini Osmanlı devleti’nde yaşayan Slav ve Ortodoksların hamisi ilan etmiştir.  Rusya’nın, Balkanlarda Slav azınlıkları kışkırtmasıyla birlikte; Yunan, Arnavut, Bulgar,  Hırvat, Sırp, Makedon ve hatta Türk halkarı arasında “çetecilik” faaliyetleri ortaya çıkmaya başlamıştır. Çerkes Çeteleri ve Ruslar arasında büyük çatışmalar yaşanmış ve karşılıklı olarak çok kan dökülmüştür. Ruslar; Çerkesleri, Balkanlara kadar sürmüş ve sürülen Çerkesler Osmanlı Devleti’ne sığınmıştır. Büyük Çerkes Ayaklanması’nın ardında İngiltere vardır. Rusya’nın büyüme tehdidi İngiltere’yi Çerkesleri kışkırtmaya itmiştir. Osmanlı Devleti, Çerkesleri Rumeli’de iskan etmiştir. Çerkesler, Slav olmaları sebebiyle Bulgarlara saldırmış ve cinayetler işlenmiştir. Ruslar; Bulgarları, Slav olmaları sebebiyle korumak istemiş ve Osmanlı Devleti’ne bir ultimatom vermiştir.

İngilizler, bir Osmanlı- Rus Savaşı’nın engellemesi için özgürlüklerin genişletilmesi tavsiyesinde bulunmuştur. 1876 yılında Bulgar Ayaklanması, ağır kayıplara rağmen kesin bir biçimde bastırılmıştır.Bu ayaklanma dış devletlerin de dikkatini çekmiş ve Osmanlı’ya gelen tepkiler artmıştır. Tepkileri dikkate alan Sultan II. Abdülhamid, İstanbul’da bir konferans düzenlemiştir. Tersane Konferansı olarak adlandırılan bu konferansta, Avrupalı Devletlerin amacı; Sırp, Bulgar ve Rumelililere daha geniş özgürlükler tanınması olmuştur. Bu sırada II. Abdülhamid, iç politikada yaşanacak karışıklıklara karşı Meşrutiyet’i ve Kanun-i Esasi’yi ilan etmiştir. Kanun-i Esasi, tam da Tersane Konferansı’nın başlayacağı gün olan 23 Aralık 1876 tarihinde ilan edilmiştir.

Savaş İlanı ve Mithat Paşa

Sultan II.Abdülhamid, Tersane Konferansı’nda Hristiyan azınlıklara daha geniş haklar vererek savaş fikrine daha temkinli yaklaştığını göstermiştir. Ancak Sadrazam Mithat Paşa ve destekçileri savaşma yanlısı olmuşlardır. Mithat Paşa’nın zafere olan ihtiyacının yanı sıra 1853’te kazanılan Kırım Savaşı, Osmanlı Devleti’ne özgüven vermiştir. Tersane Konferansı’nın ardından İngiltere, Londra’da bir konferans düzenlemiştir. Tersane Konferansı’nda alınan kararlara benzer kararlar alınmış ve sonuç değişmemiştir. Mithat Paşa, bu durumu iç işlerine müdahale olarak kabul etmiştir.

Diplomatik çabalar sürerken, Rusya olası bir savaşa hazırlanmaya başlamıştır. Bununla birlikte Rusya; Paris Anlaşması’nın Karadeniz’de tersane ve savaş gemisi bulundurmama hükmünü tanımadığını duyurmuştur. Mithat Paşa’nın keskin tavrının ardından Çarlık Rusya yönetimi, 24 Nisan 1877’de  Osmanlı Devleti’ne savaş ilan etmiştir. Ertesi gün toplanan Meclis-i Umumi’de  Mithat Paşa’nın çabalarıyla Osmanlı’nın savaşacağı duyurulmuştur.

Plevne savunması ise Osman Nuri Paşa’ya (Gazi Osman Paşa) kalmıştır. Şıpka Geçidi’ni geri almak için mücadele gösteren Osmanlı birliklerinden yardım alamayan Osman Nuri Paşa, Plevne’yi 145 gün boyunca savunmuştur. Plevne’de Ruslar üç defa mağlup edilmiştir ve Sultan II.Abdülhamid, üçüncü Plevne başarısından sonra Osman Nuri Paşa’ya  “Gazi” ünvanını vermiştir. Ancak Osmanlı’dan yardım gelememesi ve Rus- Romen ordularının sayıca üstün olması sebebiyle Plevne düşmüştür (10 Aralık 1877).

Kafkasya Cephesi’nde ise çok sayıda savaş olmuştur. Kafkas Cephesi’nin kumandanı Ahmed Muhtar Paşadır. Devamlı takviye alan Rus ordusu, 30 Nisan’da Doğu Bayezid’i ele geçirmiştir.  Ahmed Muhtar Paşa; Ruslara karşı Halyaz, Zivin ve Gedikler Meydan Muharebelerini kazanmıştır. 15 Ekim 1877 tarihinde yaşanan Alacadağ Meydan Muharebesi,  Ahmed Muhtar Paşa’nın daha fazla zayiat vermemek için Erzurum’a çekilmesiyle sonuçlanmıştır. 18 Kasım’da Ruslar, Kars’ı ele geçirmiştir. Fakat Erzurum’u almayı başaramamışlardır.

93 Harbi- Detaylar

93 Harbi; Osmanlı İmparatorluğu’nu çöküşe götüren savaşlardan biri olmuştur. Müslim-Gayrimüslim yüz binlerce insan öldürülmüş, tecavüze uğramış ve zorla göç ettirilmiştir. Sistematik bir soykırım olduğu iddiası, gerçeklikten o kadar da uzak değildir. Kars , 40 yıl boyunca Rusların kontrolü altında kalmıştır. Düşman birliklerinin, payitahta kadar ilerlemesi; deyim yerindeyse Osmanlı Devleti’ni rezil rüsva bir durum içinde bırakmıştır. Rusların Yeşilköy’e işgal hatırası olarak “Rus Abidesi” dikmesi de yenilginin tuzu biberi olmuştur. Sonraları bu heykel havaya uçurulsa da 93 Harbi tarihe kazınmıştır.

Mithat Paşa’nın, Kırım’da olduğu gibi dış devletlerden yardım alabileceğine olan inancı ve zafer gereksinimi; Osmanlı Devleti açısından oldukça ağır bedeller ödemesine sebep olmuştur.   II.Abdülhamid gelişen dünyaya ayak uydurmak gerektiğini savunmuş olsa da; savaşa girmek istememesinin asıl nedeni: Ahmet Muhtar Paşa ve üst düzey komutanlardan  Ali Rıza Paşa’nın, Rusya’yla savaşacak gücün olmadığını beyan etmeleri kabul edilmiştir. Ancak Osmanlı ordusunun silah ve teçhizat açısından Rus ordusundan güçlü olduğu bilinmektedir. Buna karşı, Rusya’nın sürekli takviye alması savaşta belirleyici unsur olmuştur.

Savaş sonrası raporların ışığında kesin bir Rus galibiyetinden bahsetmek mümkün olsa da, Rusların savaş sevinci yaşadığı söylenemez. Tarihçiler bunu “Pyrrhus Zaferi” olarak açıklamışlardır. Dilimize Pirus Zaferi olarak geçen bu tanım; çok fazla kayıp verilerek elde edilen anlamsız başarı anlamına gelmektedir. Zararı faydasından çok olan zaferlere Pirus Zaferi denmektedir. Ruslar açısından da durum bu şekilde olmuştur. Plevne’de art arda aldığı yenilgiler ve tifüs salgını, Rus ordusunun yarısını yok etmiştir.

Berlin Antlaşması’nın ardından Fransa ve İngiltere, Osmanlı Devleti’nin toprak bütünlüğünü korumaktan vazgeçmiş ve Ermeni kelimesi ilk kez resmi bir kaynakta bu şekilde geçmiştir.

Nene Hatun’un, kundakta bebeğini bırakıp Aziziye Savunması’nda çarpışması ise 93 Harbi’nin en vurucu noktalarından biri olmuştur.

Osmanlı Devleti ise bir süre daha varlığını korumuştur, 1912’de başlayan Balkan Savaşları ise Osmanlı Devleti’ne Balkanlarda son darbeyi vurmuştur.

Salamis Deniz Muharebesi

Salamis Deniz Muharebesi, M.Ö 480 yılının sonbaharında; Yunanistan Attikası’nın güneyinde bulunan Pire Limanı yakınlarındaki Salamis Adası’nda gerçekleşmiştir. Termofil Muharebesi’nin devamı niteliğinde olup Pers- Yunan kent devletleri ittfifak donanmaları arasında yapılmıştır. Salamis Deniz Muharebesi’nin galibi Sparta kuvvetlerinin öncülüğünde Yunan güçleri olmuş ve Persler Anadolu’ya çekilmek zorunda kalmıştır.

Genel Bakış

Yunan kent devletleri, bilindiği üzere iç çatışmalar yaşamıştır. Özellikle Atina ve Sparta arasında oldukça geniş çaplı bir anlaşmazlık vardır.Babası I. Darius’un ardından güçlü bir orduyla Atina’ya yürüyen Pers Kralı I. Serhas, bu anlaşmazlıklardan faydalanmış ve Termofil Geçidi’ni almayı başarmış ve Atina’yı ele geçirmiştir. Termofil Muharebesi sırasında, Sparta Kralı Leonidas’ın 300 askeriyle, 7 günlük (muharebe 3 gün sürmüştür) bir direnişin ardından ölmesi,Yunan kent devletlerinin tehlikenin boyutunun farkına varmasını sağlamıştır. Atina’dan Salamis’e doğru çekilmiş ve birleşerek bir savaş gücü oluşturmaya çalışmışlardır.

Atina’yı kolaylıkla ele geçiren I. Serhas, denizde elde edilecek bir başarının karada çok daha işe yaracağını düşünmüştür. Ancak Termofil Muharebesi esnasında; Pers donanması, fırtınalara yakalanmış ve denizde de süren Artemision (Artemisyon)  Deniz Savaşlarında gemilerinden birçoğunu kaybetmiştir. Bazı kaynaklarda; Perslerin 3000 gemiyle yola çıktığı ancak fırtına ve Artemisyon sonucunda 1.900 gemiye kadar düştüğü geçmektedir. Diğer kaynaklarda ise bu sayı 600’e kadar düşmektedir.  Ancak Salamis Deniz Muharebesi’nde Perslerin daha fazla gemiye sahip olduğu bilinen bir gerçektir.

Antik çağda, deniz savaşlarında kullanılan bu gemilere “trireme” denmektedir. Triremeler, üç sıra kürekli kadırgalar olarak düşünülmüş ve dilimize “trirem” olarak geçmiştir. Pers donanması, 600- 1900 triremden oluşurken, Yunan donanması ; çoğunluğunu Atina triremlerinin oluşturduğu 370 deniz aracından oluşmaktadır (bazı anlatılarda 450).

Yunan şehir devletleri, Korinthos’ta bir araya gelmişlerdir. Peloponnesoslular, Korinthos Kıstağı ‘nı ( deniz içinde iki kara parçasını birbirine bağlayan dar toprak parçası) korumak için bir duvar inşa etmeyi önermişlerdir. Ancak Atinalı politikacı ve general Themistokles bu fikre pek yanaşmamıştır. Themistokles, Pers donanmasındaki zayıf noktayı fark etmiş ve sayı avantajını ortadan kaldıracak bir plan yapmıştır. Yunan savaş meclisi tekrar toplanmış ve Themistokles burada savaşa girmeleri konusunda ateşli bir konuşma yapmıştır.

Bu sırada Pers Kralı I. Serhas,  Korinthos Kıstağı’na ilerlemek ve Yunan donanmasına saldırmak konusunda kesin bir karara varamamıştır.Denizde kazanılacak bir zaferin önemini kavrasa da, nihai amacı olan Atina’yı yerle bir etmeyi gerçekleştirmiştir.  Ancak Serhas, yine de zaferden oldukça emin olmuştur. Tarihte bilinen ilk kadın amiral olan Artemisia’nın da aralarında bulunduğu generallerine fikir danışmak istemiştir.

Artemisa- İlk kadın Amiral

Artemisia’ya ait bilgilerin tamamına yakını yine Herodot Tarihi’nden alınmıştır. Herodot, onu girişken ruhlu ve erkekçe korkusuz olarak tanımlamıştır.  Artemisia, dor soyundan gelmektedir. Babası  Halikarnassoslu (Halikarnaslı) Lygamis, annesi ise Giritlidir. Dönemde, Halikarnas tiranlığını yöneten bir Karya (Karia) kraliçesidir.

Karyalıların denizcilikte oldukça ileride olduğu bilinmektedir. Artemisia da Salamis Deniz Muharebesi’ne 5 triremle katılmıştır. Herodot; onun Pers donanmasıyla, Salamis Deniz Muharebesine iştirak etmesine, kişisel sebeplerinin ve kişisel özelliklerinin neden olduğunu belirtmiştir.

Artemisia; Yunanlarla girilecek bir deniz savaşı hakkında Serhas’ı uyarmıştır. Artemisia’ya göre Yunanlar Perslerden denizde daha üstündür. Denizde alınacak bir yenilgi ise kara kuşatmasının başarısızlıkla sonuçlanmasına sebep olabilir.  Yunan filosuna saldırılmazasa, Yunanların evlerine geri döneceklerini ve savaşmayacaklarını düşünmüştür.Pers müttefiklerini ise işe yaramaz bulmuştur. Serhas, Artemisia’yı yok saymamıştır ancak çoğunluk savaşmaktan yana olmuştur. Serhas da çoğunluğu dinlemiştir.

Salamis Deniz Muharebesi’nde Artemisia ile ilgili en önemli noktalardan biri, Artemisia’nın bir trirem bile kaybetmemiş olmasıdır. Muharebe sırasında, Artemisia bir de Pers triremi batırmıştır. Yunanlar saf değiştirdiğini sansa bile Artemisia’nın bunu kendi gemisine yol açmak için yaptığı düşünülmüştür. Serhas, bu duruma kızmamış aksine  Artemisia’yı takdir etmiştir.

Herodot, Serhas’ın bu olay karşısında : ” Benim erkeklerim kadın gibi, kadınlarım da erkek gibi savaştı.” dediğini kaydetmiştir. Serhas’ın çocuklarını güvende olması için Ephesos’a, Artemisia’yla göndermesi; Serhas’ın tutumunu daha net açıklamıştır.

Pers Bozgunu

Korinthos’ta, Sparta ve Atina arasında yeni bir anlaşmazlık çıkmıştır.  Spartalılar, Korinthos’a daha yakın bir alanda savaşmak ve savaşı karaya taşımak istemiştir. Themistokles ise, denizde yapılacak bir savaşı planlamıştır.Antik Yunan Tarihçisi Thukydides’in (Thukididis) zekasından övgüyle bahsettiği Themistokles, bu durumu bir avantaj olarak görmüştür.

Themistokles, Sikinnos adlı bir köleyi Pers saflarına göndermiştir. Sikinnos, Serhas’a Yunanların anlaşmazlık yaşadığını ve Atinanlıların savaşa girmeyeceğini söylemiştir. Serhas, tuzağa düşmüş ve Yunan filosuna son darbeyi indirmek için harekete geçmiştir.

Anlatıya göre, Serhas zafer kazanacağından oldukça emindir. Savaşı izlemek için günümüz Perama tepelerine tahtını kurdurmuştur. Serhas, böylelikle en cesur askerlerini görüp , savaş bitiminde ödüllendirmeyi amaçlamıştır.

Serhas, 20 kadar triremi Yunan filosunu sıkıştırmak için batıya göndermiştir. Geri kalan triremleriyle birlikte Salamis’e doğru ilerlemiştir. Themistokles komutasındaki Yunan donanması ise, arkadan sıkıştırılacaklarını bile bile geriye doğru hamle yapmıştır. Themistokles’in amacı Pers donanmasını iyice içlere kadar sokmak olmuştur. Yunan donanması çekilir gibi görünmüş ve Pers donanması burnun iç taraflarına kadar girmiştir.

Bu noktada Serhas’ın taktiksel bir hatası olmuştur. Yüzlerce geminin hızla Salamis Körfezi’ne girmesi, Persler için büyük bir talihsizlik olmuştur. Körfezden geçemeyen ve manevra yapamayan triremler hızla batmıştır. Herodot, 200 tane Pers gemisinin bu şekilde battığını, Perslerin yüzme bilmediği için boğulduğunu ve kalanların Yunanlar tarafından öldürüldüğünü kaydetmiştir. Diğer triremler ise kaçmışlardır.

Bozguna uğrayan Serhas, kalan askerlerini toplayıp geri çekilmek istemiş ve meclisini toplamıştır. Pers generali ve Serhas’ın kız kardeşinin ilk kocası olan Mardonios, Serhas’tan 300 bin asker istemiştir. Mardonios’a göre; 300 bin askerle birlikte, Yunanları burnundan çekip Serhas’ın önüne getirebilecektir. Burada devreye yine Artemisia girmiştir. Artemisia, Serhas’a; dönmesi gerektiğini, Atina’yı almayı başardağını ve hanedanlığını koruması gerektiğini söylemiştir. Ayrıca Artemisia, Serhas’ın Mardonios’u Atina’da bırakmasını istemiştir. Artemisia’ya göre; Mardonios başarılı olursa, Serhas’ın kölesi başarılı olacaktır. Başarısız olursa da basit bir köle başarısız olacaktır ve Serhas’ın itibarı zarar görmeyecektir. Serhas, bu öneriyi dikkate almış ve ordusunu toplayıp geri çekilmiştir.

Salamis Deniz Muharebesi- Detaylar

Salamis Deniz Muharebesi, tarihte bilinen “ilk deniz savaşı” ünvanını taşımaktadır. Salamis Deniz Savaşı, Termofil Muharebesi ve diğer Yunan- Pers savaşlarına dair bilgiler için Herodot Tarihi, kaynak olarak kullanılmıştır. Bu muharebeler, Pers kayıtlarında geçmemektedir. Bu sebeple “taraflı” olduğunu söylemek yanlış olmaz.Herodot’un abartılı ve öyküsel anlatımı sevdiği kabul edilmektedir.

Salamis Deniz Muharebesi’nin ardından Mardonios, Plataia Savaşı’nda Yunanlar tarafından mağlup edilmiştir (M.Ö 479). Bu yenilginin ardından, Serhas’ın Yunan topraklarına bir girişimi daha olmamıştır. Themistokles ise, Atina siyasetinin kurbanı olmuş ve Pers Kralının ona Anadolu’da verdiği topraklarda yaşamıştır.

Muharebe sırasında meydana gelen fırtına ve depremler; Yunanlar tarafından tanrıların Pers öfkesi olarak yorumlanmıştır. Zeus’un etkisinden ziyade Serhas’ın stratejik hataları ve kibrinin savaşın kaybedilmesinde daha büyük bir etken olduğu söylenebilir.

Termofil Muharebesi gibi Salamis Deniz Muharebesi de filmlere konu olmuştur. Termofil Muharebesi’nin devamı niteliğindeki Salamis için de bir devam filmi çekilmiştir. “300. Rise of an Empire- Bir İmparatorluğun Yükselişi” isimli bu yüksek bütçeli film , tarihsel hata ve çarpıtmalarla dolu olsa da, Salamis zaferinin batı dünyasındaki etkisini gözler önüne sermiştir.