Sözlü İletişim

Sözlü iletişim görsel öğelere başvurmadan yapılan iletişim biçimidir. İletişim türlerinin en yaygını olan sözlü iletişimde en önemli unsur dildir. Toplumun her kesiminde sözlü iletişime başvurulur. Okullarda anlatılan derslerden tutun, televizyondaki spikerin sunduğu habere kadar her alanda sözlü iletişim mevcuttur. Telefon görüşmeleri, hitap ve seslenişler, yüz yüze görüşme sırasındaki konuşmalar, eğitim alanındaki sözlü aktarımlar da sözlü iletişime örnek gösterilebilir.

Sözlü iletişimde en önemli nokta söylenenin ne olduğudur. Söylenen, karşı tarafa dil aracılığı ile aktarılır ve ardından karşı tarafın geri bildirimiyle sözlü iletişim süreci başlamış olur. Sözlü iletişime geçebilmek için birtakım unsurlar vardır. Bunlar: Konuşma, dinleme, anlama, soru sorma ve geri bildirim olarak cevap vermedir. Tüm bunlar bir araya geldiğinde sözlü iletişim meydana gelmiş olur.

Sözlü İletişim Nasıl Yapılır

Sözlü iletişime geçerken sahip olduğumuz en önemli unsur ”Ses”tir. Ses unsurunda telaffuz biçimimiz, sesimizi tonlama biçimimiz ve konuşma hızımız oldukça önemlidir. Sözlü iletişimin konusuna göre bunları ayarlamak ve dikkat etmek çok mühimdir. Zira bazen vermek istediğimiz mesaj ses tonumuzun altında yatar. Bazen çok sakin bir cevap vermemize rağmen bunu karşı tarafa hızlı veya yüksek tonla söylemek onun bizi sinirliymişiz gibi algılamasına ya da ona karşı kırgınmışız gibi algılamasına sebep olabilir. Örneğin, bir annenin çocuğuna uyku vakti geldiğinde ”Odana git.” demesi ile çocuk yaramazlık yaptığında ” Odana git.” demesi çok farklıdır. Bu iki aynı cümle arasındaki ses tonunda, telaffuz biçiminde ve söyleme hızında oldukça farklılık olduğu net bir biçimde görülür.

Duyguları aktarımda sözlü iletişimin rolü oldukça büyüktür. Hızlı ve yüksek sesle konuşmak, o an konuşan kişinin gergin veya sinirli olduğunu, hafif bir ses tonuyla ve kesik kesik konuşmak kişinin o an isteksiz veya mutsuz olduğunu belirtebilir. Heyecan, korku, mutluluk, üzüntü gibi duygular ses tonunun alçaltılması veya yükseltilmesi ve kelimelerin telaffuz edilmesi bakımından sözlü iletişimde farklı anlamlara yol açabilirler. Sesin çeşitli şekillerde değiştirilmesi yoluyla karşı tarafa aktarılır ve anlam kazanırlar.

Sözlü iletişimde ses tonunun farklı ayarlanması sonucunda bir kelime birden fazla anlam kazanır. Örneğin buna ” Lütfen ” sözcüğünü örnek verebiliriz.  Lütfen sözcüğü kısık sesle ve sakince söylendiğinde ihtiyaç duyulan kişiye bir şey için yalvarma anlamına gelirken, hızlıca ve vurgulayarak söylendiğinde kişinin sinirli olduğu anlamına gelir. Aynı sözcük sakin ve canlı bir ses tonuyla söylendiğinde rica anlamı taşırken, hızlı ve soğuk bir ses tonuyla söylendiğinde otoriter bir ”Lütfen!” olarak algılanabilir. Bu nedenle sözlü iletişime geçerken seçilen kelimeleri iletmek istediğimiz duyguya uygun şekilde uyarlamak oldukça önemlidir. Zira yanlış tonlamayı ve telaffuz biçimini seçmek yanlış anlaşılmalara sebebiyet verebilir.

Sözlü İletişim Rolü

Sözlü iletişimin toplumdaki rolü çok büyüktür. Sözlü iletişim, kişinin kendini ifade edebilmesi için en önemli unsurdur. Bunun örneği toplumda neredeyse her kesimde mevcuttur. Örneğin, bir kişi iş görüşmesi için bir şirkete çağrıldığında, oradaki yetkililer ilk olarak kişinin kendini anlatabilme yeteneğine ve karşısındaki kişiler ile nasıl sözlü iletişime geçtiğine dikkat edeceklerdir.

Özetlemek gerekirse sözlü iletişim dil aracılığıyla meydana gelen ve kullanımı en yaygın olan iletişim biçimidir. Sözlü iletişimin dil aracılığıyla yapıldığından dolayı diğer iletişim türlerine nazaran daha hızlı olduğunu söylemek mümkündür. Alan ve zaman gözetmeksizin kullanılır. Bunun sonucu olarak sözlü iletişim, her alanda güçlü ve etkili bir iletişim aracı olarak karşımıza çıkmaktadır.

Siyaset Nedir?

Köken olarak Arapçadan dilimize geçmiş bir kelime olan Siyaset Arapçada sasa veya siyasa diye kullanılan bu kelime seyislik, at bakıcılığı, 2. devlet yöneltme, yönetim anlamlarını taşır. Politikanın ise kelime anlamı olarak belirttiği ise 1. olarak devletin etkinliklerini amaç yöntem ve içerik olarak düzenleme ve gerçekleştirme esaslarını bütünü 2. olarak davranış şekli ve düşünce anlayışı 3. olarak ise mecazi bir anlam ifade eder yani istekleri doğrultusunda konulmuş hedeflere varmak için karşındakiyle empati kurup duygularını okşama, zayıf noktalarından faydalanıp kendi doğrusunu benimsetmektir.

Siyaset kelimesi 14. yüzyıldan sonra kullanılmaya başlanmıştır. Eş anlamlısı olarak bildiğimiz politika kelimesi ise 20. yy itibariyle yaygınlaşmıştır. Genel bir ifadeyle şunu diyebiliriz siyaset, insanları yurttaşlık düzeyinde etkilemektir. Geçmişten bugüne sürekli bir anlam değişikliğine ve genişlemesine uğramıştır. Bir toplumu kontrol altında tutmak ve onları ikna edebilmek için ortak bir uzlaşmaya gidilebilmesi de diyebiliriz.

Siyaset sözcüğü, çok geçmiş (Antik Yunan) dönemlerinde kullanılsa da modern zamanlara kadar pekte bir anlam ifade ettiği söylenemez. Çünkü o zamanlara dek mutlak monarşiler hakimdi. Politika dediğimiz halkı etkileme ve idare etme çalışmaları krallıklar dönemlerinde pekte uygulanamazdı. O zamanlar da sadece Yunan ve Roma devletlerinde az da olsa uygulanabiliyordu. Ondan sonra Avrupa da mutlak monarşilerin sarsılmasıyla uygulanmaya başlanmıştır.

Mutlak monarşiler sarsılmaya başladıktan sonra kral tanrı diye kabul edilenler Fransız Devrimi gibi isyanlarının de etkisiyle dünyada ki bir çok kültür ve hukuki yapıdan haberdar olup ve onlardan etkilenmeye başlamışlardır. Dünya artık birbirinden haberdar olmaya başladığı için her ne kadar krallık bitmiş olmasa da insanlar özgürlük istemeye başlamıştır. Bunların etkisiyle insanların ikna ve kontrol çabaları doğdu. Demokrasiye geçiş çok uzun ve zorlu bir süreç olmuştur. Halkın iradesi de artık yönetimde belirmeye başlayınca politika temel unsur oldu. İnsanlar bugüne dek haklarının savunulduğunu düşünüp aldatıldılar bu yüzden kendilerini politikacılara teslim etme yoluna gittiler.

Politikacılar çoğu zaman gerçek anlamıyla halkı temsil etmeye başlamıştı. Malesef unutmamamız gereken bir şey var ki demokrasinin çağdaş toplumda çok yeni bir olgu olduğu ve binlerce yıl mutlak krallığın iktidar olduğu. Demokrasinin dünya çoğunluğuna dağılması 2. dünya savaşına sonrasına kadar uzun bir süreçte olmuştur. Bu zamana dek politikacılar büyük güçler arasında elçi görevi gören ayrıcalıklı kişilerdi. Aslında demokrasi için dünyada en fazla 50 yıllık bir zamandan söz edilebilir. Mutlak monarşi içinde daha fazla bir süre yoktur aslında. Çok uzun dönemlerden beridir karşı kaşıya kaldığımız bir gücün varlığını da unutmamak gerekir. Kapital yani büyük sermaye, zenginlik bu güç binlerce yıl insanlara hükmetmiştir. Ne yazık ki devlette böyle bir hükmün aracıydı.

Siyaset Algısı

Ne yazık ki insanların güvenip kendilerini teslim ettikleri politikada artık “halkı oyalayanlar” anlamına gelmiştir. Siyasetçilik, bir rütbe bir meslek ya da ele geçirme pozisyonudur. Oysa ki halkı temsil edip yönetenlerin mevki ve mal kaygısı olmamalıydı. Bireyleri yücelten siyaset anlayışı temsilcilik amacına aykırıdır. Bugün ki durumuna bakacak olursak siyaset ancak bir paravandır. Kişilerin kendi şahıslarını tatmin ettiği bir davranıştır. Oysa gerçek politikada devlet kendi menfaatini bir yana bırakıp, kişilik olgusundan vazgeçip, halkı yönetiminde temsil etmeye önem vermelidir. Hepimizde görüyoruz ki günümüz politikacıları isim, mevki, hatta para için bu yola çıkmışlardır.

Peki içinde gerçekten temsilci olmak hiçbir beklentisi olmadan bu yola canını koymak isteyen yok mudur? Elbette bunlar halen bile hayatımızın için var olup yazarlık, sanatçılık, eğitimcilik ya da işsizlik yapıp önemsiz insanlar olmaya çalışıyorlar. İçlerinde cumhurbaşkanı veya başbakan olabilecek elbette kişiler vardır ama onlar önemli olmanın kötü düzende kötü olmak anlamına geldiğini savunur.

Politikacıların güç peşinden koşan simsarlar olduğu gören ve bilen halk bu düzenin böyle gitmeyeceğini anlayıp buna engel olacaktır. Belki o zaman aramızdaki hiçbir şey olmaya çalışan insanlar o zaman bizi temsil etmeye başlayabilirler. Böylelikle olması gereken politika düzeni var olmuş olur ve artık bir kaç kişilik ailelerde değil milyonlarca ailede temsilci olacaklardır. yani 1-2 kişiye değil bütün bir millete babalık yapacaklar.
CHARLES DEGAULLE’nin dediği gibi “politika, politikacılara bırakılmayacak kadar ciddi bir meseledir.”