Çocuklarda Fiziksel Büyüme Dönemleri

Doğduğu anda bebeğin boyu ortalama olarak 48-53 cm. arasındadır. Kızlar erkeklere oranla boyca biraz daha kısadır. Ancak bebeğin boyca bu ölçülerden bir kaç santim uzun veya kısa olması anormal bir boya sahip olacağını göstermez. Çok şişman anaların bebekleri normal beden ağırlığına sahip anaların çocuklarından daha tombulca olabilmektedir. Ananın ilk bebeği doğuşta son bebeğine oranla daha kısaca olmaktadır. Şebeğin doğuştaki boyu ile ilerde yetişkinlik çağında ulaşacağı boy arasında bir bağıntı vardır. Buna dayanarak bebeğin yetişkinlikte ulaşacağı boyu biraz tahmin edebilmek mümkün olmaktadır.

Doğumdan sonra bebeğin boyu hızla uzamaya başlar yaşı ilerledikçe bu hızda gittikçe yavaşlama görülür. Çocuk doğumundaki boy uzunluğunun

%20’sini ilk üç ay içinde, %50’sini bir yaşına kadar, %75’ini iki yaşına kadar kazanır. 4 yaşına geldiğinde çocuk, hemen hemen doğumundaki boyunun iki katı uzunluğa ulaşır. Boyun uzamasındaki hız ilk okul çağına kadar daha da azalır; ilkokul çağında ise büyüme hızında önemli yükselmeler görülmez. Erinlik çağma doğru boyca uzamada yeniden bir hızlanma görülür. Çocuk erginlik çağına hızlı bir boy atma ile girer. Ergenlik çağının sonuna doğru gencin boyundaki artış hızı azalmaya başlar. Genel olarak 20-21 yaşından sonra boyca uzama oldukça duraklamaya benzer bir hız gösterir.

İlkokul çağlarında ve erinlik öncesinde kızlar yaşıtları erkeklere bakarak daha hızlı olarak uzarlar. Kızlar yaşıtları erkeklerden 1-2 yıl kadar önce erinlik çağına eriştiklerinden, ergenlik çağında da yaşıtları erkeklerden daha önce ulaşacakları boyu elde ederler. Böylece ilkokulun son sınıflarında ve ortaokulda kızlar yaşıtları erkeklere bakarak daha uzun boylu olurlar. Lisede erkekler aradaki açıklığı kapatarak yaşıtları kızların boyunu geçerler.

Boyca büyümede hem kızlar hem de erkekler arasında büyük bireysel farklılıklar görülür. Bireysel farklılıklar özellikle ilkokul çağında kendini göstermeye başlar ve ortaokul yıllarında en yüksek seviyesine ulaşır. İlkokulun son yıllarında ve ortaokul sınıflarında yaşıt erkekler ve kızların bazılarının çok kısa bazılarının ise dal gibi ince ve uzun olduğunu görmek mümkündür. Lise sınıflarında, kızlar ve erkekler yetişkinlikte ulaşacakları uzunluğa, büyük bir çoğunlukla, ulaşmak üzeredirler.

Boyca büyümede soyaçekimin önemi çok büyüktür. Bazı çocuklar okul öncesinde bile ana babalarına bir benzerlik gösterirler. Bazıları ise ancak ergenlik çağına doğru ana babalarına benzemeye başlarlar. Çocukların başlangıçtaki boyca büyümelerinin hızlılığına veya yavaşlığına bakarak yetişkinlik çağında kısa veya uzun boylu olacağını tahmin oldukça güçleşir.

Eğitim yönünden üzerinde durulacak en önemli husus, hızla boy atması karşısında çocuğun veya ergenin içine düştüğü şaşkınlık halidir. ilk okulun son yıllarında ve ortaokulun ilk yıllarında hızla boy atan öğrenci büyük bir utangaçlık içine düşebilir. Birden bire büyüyen eli, kolu, organları, boyu, öğrencinin davranışlarına düzensizlik getirir. Eğer erken yaşlarda hızla büyüme varsa çok uzun sırık gibi olacağından korkar. Buna karşılık erinlik öncesi yıllarda arkadaşlarına bakarak daha yavaş boy atıyorsa kısa kalacağı korkusuna kapılır.

Öğretmenlerin ve ana babaların bu konuda çocuğa yapabilecekleri en önemli yardım, onun boyunu olduğu gibi kabul etmesine ve endişelerinin ortadan kalkmasına yardım etmektir. Öğretmenler, hızla boy atmakta olan öğrencilerin, ağır işlere daha az dayanıklı ve uzun görevlerde daha az sabırlı olacağım bilerek, verecekleri işlerde ve görevlerde anlayışlı davranmalıdırlar.

Çocuğun hastalanması veya gıdasızlığı boy atmasında duraklamalar meydana getirmektedir. Diğer yandan duygusal bozuklukların da boy atmaya olumsuz etkilerde bulunduğu bilinmektedir. Çocuğun boyca büyümesinin izlenmesi sırasında görülecek önemli duraklamalar, çocuğun sağlık, beslenme veya duygusal bozukluklarının, önemli ip uçları olarak görülür. Ancak çocuğun boy atma hızında görülecek normal zikzaklar, ebeveynleri korkutmamalıdır. Çocuk kilo alırken boyca uzamasında duraklama gösterdiği gibi, genellikle sonbaharda boyca uzamada yavaşlama, ilkbaharda hızlanma gösterir. Ayrıca yukarıda belirtildiği gibi, erinlik çağından önceki başlayan hızlı uzama ile çocuğun kendine has boy atma eğilimleri de unutulmamalıdır.

ÇOCUKLUK EVRELERİ

Çocuğumuzun doğumuyla başlayan yaşam macerasını belli yaş aralıklarıyla evrelerini bilmemiz bu küçük insanın hayatının ilerleyen aşamalarında ona daha fazla yardımcı olmamız için önemli bir basamaktır. Bu dönem motor kabiliyetlerin keşfiyle başlar, dil, duygusal, sosyal ve bilişsel kabiliyetlerin gelişimiyle tamamlanır.

BEBEKLİK DÖNEMİ (0-2 YAŞ)

İlk temas anneyle(anne ya da sürekli bakım verenle) gerçekleşir ve bu kurulan bağ diğer dönemlerin sağlıklı gelişmesi için bir önsöz niteliğindedir. Bu dönem çocukların en hızlı geliştikleri ve büyüdükleri dönemdir. Çocuğun her yönden sağlıklı olması bu ilk dönemin ne kadar sorunsuz atlatıldığı ile yakından ilişkilidir.

Bu dönemde anneyle(anne ya da sürekli bakım verenle)kurulan yakınlık en üst seviyelerde olduğundan bebeğin ilk yıllarında güven duygusunun oluşması için çok önemlidir. Bebeğin ilk yıllarında sağlıklı bakım alamaması durumunda güven duygusu gelişemez ve motor, bilişsel, sosyal gelişiminde aksamalar ve gerilemeler görülür.

İLK ÇOCUKLUK DÖNEM (2-6 YAŞ)

Bir yandan büyümeye devam eden çocuk konuşmaya ve bedenini etkili bir şekilde kullanmayı da öğrenmeye başlar. Çevreden ve başka insanlardan ayrı bir kişi olduğunun farkına varan çocuk için sosyalleşme yeni bir algı alanı oluşturur. O artık bedenini etkin bir şekilde kullanabiliyor, başkalarıyla birtakım kurallar çerçevesinde bir arada olabiliyordur.

Zamanının çocuğu oynayarak geçiren çocuğun bu dönemde ebeveynleri ile kurduğu bağ oyunlarına da yansır. O artık bağımsızca düşünmeye başlamış daha çok kendini düşünen nasıl bir kişi olacağını araştıran bir çocuğa dönüşmüştür. Belli bir yapılanmayı tamamlamış çocuk kendi bedenine cinsel farklıklara ve çevresindeki hemen hemen her şeye karşı derin bir merak ve öğrenme içinde olur.

İKİNCİ ÇOCUKLUK DÖNEMİ (7-12 YAŞ)

Çocuğun aile ortamından çıkıp dış dünya ile daha fazla iletişimde olduğu dönemdir. Okul öncesi dönemde temelleri atılan eğitimle zihinsel gelişim soyut işlemlere hazırlanmaya başlanmıştır. Konuşma yeteneği ve kelime haznesinin gelişmesiyle okuma yazma, hesap becerilerini öğreneceği okul hayatına artık hazırdır. Neden sonuç bağlantılarını kurabilir, mantıklı düşünme başlar, yaşıtlarıyla daha fazla vakit geçirmek ister, bilişsel becerileri; algı, bellek, yargılama artmıştır, sportif becerileri hız kazanmıştır.

Bu dönem okula başlama yaşıyla başlayıp ergenlik öncesi dönemle son bulduğundan çocuğun gelişimi açısından çok önemlidir. Vücut biyokimyasında başlayan farklılaşmalarla ikincil cinsiyet özellikleri görülmeye başlar. Bu dönemde cinsel roller sağlamlaşır ve pekişir.

ERGENLİK DÖNEMİ (12-22 YAŞ)

Çocukluk döneminde kısmen yavaşlayan bedensel büyüme bu dönemde hızlanır. Gencin bedenindeki değişikliklere uyum sağlayabilmesi için zamana ihtiyacı vardır.

Ergenlik dönemindeki birey bedenindeki fiziksel ve ruhsal değişiklikleri anlamada zorlanır. Hormonların da dengelerinin değişmesiyle ergen cinselliğinin farkına vararak bedeniyle daha fazla ilgilenmeye başlar. Bu dönemde çocukluk çağındaki yaşanılmış cinsel yönelişler, çatışmalar yeni baştan yaşanmaya başlar.

Kimlik arayışına odaklanmış ergen yetişkin otoritesiyle çeliştiğinden, kendiyle ve çevresiyle sürekli bir savaş halinde olur. Bu dönemdeki artık çocuk olmayan ergen ebeveynlerine olan bağımlılığından koparak arkadaş çevresiyle kendi tercihleri doğrultusunda ilişkiler kurmaya başlar.

Çocukta Fiziksel Gelişim ve Gelişim Dönemleri

Fiziksel Gelişim

insan düşünen, duygulanan ve iş yapan bir organizmadır, devamlı gelişme halindedir, aynı zamanda karmaşık (kompleks) bir organizmaya sahiptir, insanın vücudu hem davranışlarının kaynağı hem de yaşamasının aracıdır, insan düşünmek, duygulanmak ve iş yapmak için vücudunu kullanır. Böylece vücut insanın tüm kişiliğinin temelidir. Diğer yandan insanın yalnız başına vücut yapısının ne olduğunu bilmek de yetmez, asıl onun vücudunun nasıl bir süreç içinde geliştiğini de tanımak gerekir. Fiziksel gelişim terimi hem öğrencinin vücut yapısını, hem de bir süreç olarak vücut yapısının gelişimini, bir bütünlük içinde ifade etmektedir.

Bu ünitemizin amacı öğrencilerin hem vücut yapılarını tanıtmak hem de fiziksel gelişimlerini ulaşabilecekleri en yüksek seviyeye yöneltmenin yollarını açıklamaktır.

Doğum Öncesi Fiziksel Gelişim

Döllenmeden sonra hücre kendi içinde bölünerek çok hızlı bir çoğalma gösterir ve onuncu gününe doğru, rahim duvarına yapışır, ikinci haftasına doğru da artık gelişen bir organizma olmaya başlar. Döllenmeden itibaren ikinci haftanın sonuna kadar süren bu devreye dölüt devri diyoruz. Bu sırada dölütün büyüklüğü ancak bir toplu iğne başı kadardır.

Dölüt devrinden sonra embriyon devri gelir ve 8 hafta kadar sürer. Bu devrede organizma yavaş yavaş biçimini almaya başlar. Döllenmeden itibaren üçüncü haftasında embriyonda kalbin ilkel şeklinin meydana geldiği ve atmaya başladığı görülür. Embriyon devrinde sinir sistemi çok hızlı gelişme gösterir. dolayısıyla bu devrede ananın sağlığının bozulması embriyona büyük etkide bulunur.

Döllenmeden itibaren 10 uncu haftada fetüs devri başlar. Bu devre doğuma kadar devam eder. Gebeliğin 3 üncü ve 5 inci ayları arasında fetüsün vücudu hızlı bir büyüme ile normal görünüşünü almaya başlar. Gebeliğin 16’ncı haftasında fetüsün hareketleri anası tarafından duyulur. Bu çağda fetüsün boyu 100-105 milimetreye yaklaşmıştır. Gebeliğin 20’ncı haftasında fetüsün ağzı, açılıp kapanma hareketleri yapmaya başlar, göz kapakları sıkı sıkıya kapalı olduğu halde gözünde kamaşmaya benzer hareketler görülür, ellerde sıkma hareketleri vardır, saçlar ve tırnaklar çıkmaya başlar, ter bezleri gelişir.

Gebeliğin yedinci ayına doğru fetüsün yüzü ve vücudu kırışık kırışık ve pembedir. Doğuma doğru ise fetüsün bütün organları yaşaması için gerekli görevlerini yapabilecek olgunluğa erişirler.

Doğum öncesi gelişim kalıtımın ve çevrenin etkisi altındadır. Çocuk, doğumdan önce, normal şartlar altında, tek hücre halinden görevlerini ilkel de olsa, yerine getirebilecek bir organizma oluncaya kadar, gelişmesine düzgün olarak devam eder. Bu yüzden çocuğun hangi ayda nasıl bir gelişim gösterdiğini tahmin etmek de kolaylaşır. Eğitim için önemli olan, doğum öncesi çağda, çocuğun gelişimindeki çevresel etkenlerdir. Kalıtımı

değiştirmek mümkün değildir, fakat çevresel etkenlerle, kalıtımın çocuğa Verdiklerini, tıpkı doğumdan sonra olduğu gibi, tam olarak geliştirmek veya geriletmek mümkündür. Bu yüzden öğretmen, ana-baba ve ilgililerin dikkatini bu çevresel etkilere çevirmesi zorunludur.

Doğum Öncesi Gelişmeye Çevrenin Etkileri

Hamile ananın fiziksel ve duygusal durumu çocuğa büyük etkiler yapmaktadır. Bunun yanı sıra hem rahimin iç çevresinden, hem de dışardan gelen etkiler de yine çocuğun gelişimini etkilemektedir. Bu etkileri kısaca gözden geçirelim.

Ana karnındaki çocuk, kendine gerekli besini, rahime bağlı çeşitli kanallardan almaktadır. Anasının yetersiz beslenmesi, rahimdeki çocuğun da yetersiz beslenmesin? sebep olmaktadır. 210 hamile kadın üzerinde yapılan deneme hamilelik süresince iyi beslenmenin önemini ortaya

çıkarmıştır. Hamileliklerinin 4 veya 5 inci aylarına kadar iyi beslenemeyen bu kadınlardan 90’nına yeterli bir beslenme rejimi uygulanmış, diğer 120 si ise yetersiz beslenmelerine devam etmişlerdir. 210 kadının doğan çocukları üzerinde yapılan incelemede, yeterli beslenen kadınların çocuklarının genel olarak çocuk hastalıklarına karşı daha dayanıklı, boyca ve ağırlıkça daha normali oldukları, yetersiz beslenen kadınların çocuklarının ise, bunun aksine bir durum gösterdikleri görülmüştür. Düşükler, erken doğumlar, ilk haftalardaki çocuk ölümleri ve hastalıkları daha çok ananın hamilelik sırasındaki yeterli beslenmemesinden meydana gelmektedir.

Hamilelik sırasında ananın aldığı çok miktardaki alkollü içkiler ve uyuşturucu maddeler, hatta gereksiz yere ve devamlı alınan ilaçlar da çocuğun gelişimine etki yapmaktadır. Bunların zararı arttıkça düşüklerin oranı da artmaktadır. Diğer yandan hamilelik sırasında çok içilen sigara da aynı etkileri yapabilmektedir.

Daha önceden veya hamilelik sırasında hasta olan anaların çocukları tam gelişimlerini yapamamaktadır. Frenginin, hamilelik sırasında anasından çocuğuna geçtiği bilinmektedir. Bir çok bulaşıcı hastalıklar hamilelik sırasında anadan çocuğa geçememektedir (verem, sıtma, tifo gibi). Fakat hamilelik sırasında hastalık yüzünden ananın zayıflaması, yeterli beslenmemesi ve psikolojik sarsıntılar geçirmesi çocuğa olumsuz etkiler yapmaktadır.

Geri zekâlı ve duygusal bozuklukları olan çocukların doğuşlarını inceleyen psikologlar, normal çocuklara bakarak bunların daha yüksek oranda erken doğduklarını veya analarının hamilelik sırasında kan dolaşımlarında veya böbreklerinde bozuklukların olduğunu veya fizyolojik rahatsızlıklar geçirdiklerini bulmuşlardır. Hamilelik sırasında duygusal rahatsızlıklar geçiren anaların çocukları, normal çocuklara bakarak daha yüksek oranda saraya tutulmaktadır.

Ana ile fetüsün kan uyuşmazlığı da düşüklere, erken doğumlara ve doğduktan hemen sonra çocuk ölümlerine sebep olmaktadır.

Yapılan araştırmalar ananın yaşının çocuklara yaptığı etkinin de önemli olduğunu ortaya çıkarmıştır. 20 yaşından küçük 35 yaşından büyük anaların çocuklarında geri zekâlılık oranı, 20-35 yaş arasındaki anaların çocuklarından daha yüksektir.

Hamilelik sırasında sinirli olan, aşırı kaygılara veya endişelere düşen anaların çocuklarında doğumdan sonra ağlama, sinirlilik, rahat duramama halleri daha yüksek oranda görülmektedir. Diğer yandan hamilelik sırasında aşırı gürültü, karın bölgesine yapılan aşırı tazyikler, fetüsün tepkilerde bulunmasına sebep olmaktadır. Eğer bu etkiler devamlı olursa çocuğun doğumdan sonra da yukarıdaki sinirlilik veya rahatsızlık hallerim göstermesine sebep olmaktadır.

Görülüyor ki, doğum öncesi gelişiminde çocuğa etki yapan bir çok değişkenler vardır. Burada tartışılanlar şüphesiz ki genel nitelikte ve önemli olan bazı etkenlerdir. Bunları çoğaltmak mümkün olduğu gibi her çocuğun doğum öncesi gelişimine etki yapan bazı özel etkenler de bulmak mümkündür. Diğer yandan çocuğun doğum şekli de önemlidir. Sezaryenle (ameliyatla) doğan, erken veya geç doğan, doğum sırasında incitilen veya şiddetli darbelere maruz kalan çocuklar da yine doğumdan sonra bunların etkisiyle gelişimlerinde olumsuz durumlar gösterebilirler.

Doğum öncesi gelişimin önemi, son yıllarda yapılan araştırmalarla, daha da artmıştır. Araştırmalar, doğum öncesi çağın gelişim bozukluklarının çocuğun ileriki yıllardaki gelişimine de etki yaptığını göstermektedir. Bu yüzden eğitimciler doğum öncesi çağa da önem vermeye başlamışlardır.

GELİŞİM ÇAĞLARI VE GELİŞİM GÖREVLERİ

Çocukların kendi kendilerine yaptıkları günlük etkinlikler onların gelişim görevlerine uygunluk gösterir. Bir çocuğun yeteneklerinin elvermeyeceği bir işi yaptığını görmek pek mümkün değildir. Böylece öğrencinin gözlenen etkinlikleri onun gelişim seviyesi hakkında önemli ipuçları verir. Çocuğun ilgileri ise onun daha ileriki gelişim görevlerine erişmesine yarayan önemli kanıtlardır.

Bir sınıfta bulunan öğrencilerin arasındaki bireysel farklılıkların genişliği her öğrencinin gelişimini ayrı ayrı tanımaya bizi zorlamaktadır. Ancak aynı gelişim devrelerinde bulunan çocukların çoğunlukla aynı özellikleri gösterdiği de bir gerçektir. Bu yüzden eğer biz öğrencilerin gelişim çağlarına göre gösterecekleri gelişim özelliklerini bilebildiğimiz takdirde onların bunlardan ayrılan yönlerini daha kolaylıkla ayırt edebilir ve tanıyabiliriz.

Gelişim görevleri, normal olarak, insanın hangi takvim yaşında hangi gelişim seviyesinde bulunması ve hangi alanlardaki gelişimini gerçekleştirmesi gerektiğini gösterir. Böylece takvim yaşına göre normal olarak gerçekleştirilmesi gereken gelişim görevlerine bakarak öğrencinin gelişiminin ne durumda olduğunu anlamamız kolaylaşmaktadır.

21 yaşına kadar olan çağlarla bu çağlarda gerçekleştirilmesi gereken gelişim görevleri kısaca şu şekildedir:

Doğum Öncesi Dönem

Döllenmeden doğuma kadar çocuğun ana rahminde geçirdiği 250-300 (ortalama 280 gün) doğum öncesi çağ olarak adlandırılır. Bazen 180-250 gün arasında erken doğan çocukların olduğu, bunların da yaşayabildiği görülmektedir. Bu çağa ilişkin tespit edilmiş bir gelişim görevi mevcut değildir.

Okul Öncesi Dönem

Okul öncesi çağ ikiye ayrılır. 0-2 yaş arasına bebeklik çağı diyoruz. Bu çağın diğer bir adı da süt çağıdır. 2-6 yaş arası da ilk veya birinci çocukluk çağı adını almaktadır.

Bebeklik çağının gelişim görevleri: Bu çağda her çocuğun yürümesini öğrenmesi; katı yiyecekleri yiyebilmesi; işeme ve dışkı çıkarmayı kısmen kontrol edebilmesi; uyuma, yeme gibi ihtiyaçlarını gidermede ilk alışkanlıkları kazanması; yalın bir kaç kelimelik cümlelerle ihtiyaçlarını bildirebilmesi; ana-baba ve kardeşlerine oldukça uyabilmesi; evde uyulması gereken basit kuralları öğrenebilmesi gerekir.

Birinci Çocukluk Döneminin Gelişim Görevleri

  • Bu çağda her çocuğun yürümeyi, ev yemeklerini yemeyi ve fizyolojik ihtiyaçlarını gidermeyi (yeme, uyuma, içme gibi) kendi başına oldukça ustalıkla başarması;
  • işeme ve dışkı çıkarmayı oldukça başarılı şekilde kontrol altına alması;
  • kendini oldukça iyi anlatabilecek şekilde (özellikle çağın sonuna doğru) konuşmasını öğrenmesi;
  • sosyal ve fiziksel gerçekler hakkında basit kavramları geliştirmesi; insanlar arasındaki cinsel ayrılığı tanıması ve kendi cinsinin basit rollerini yapabilmesi;
  • neyin doğru neyin yanlış olduğuna ilişkin basit gerçekleri öğrenmesi;
  • başkalarının dertlerine ortak olmada ilk kavramları edinmesi; aile çevresine ve disiplinine oldukça uyabilmesi;
  • ana-babaya, büyüklerine ve küçüklerine nasıl davranılacağım kısmen öğrenmesi;
  • bu çağın sonuna doğru anaokulunun öğrenim görevlerini yapması gerekir.

Okul Dönemleri

Okul çağları dörde ayrılır. 6-10 veya 12 yaşları arası son veya ikinci çocukluk çağı; 10, 12 ilâ 13, 14 yaşları arası erinlik çağı; 13, 14 ilâ 17 yaş arası ilk ergenlik çağı; 17-21 yaş arası da son ergenlik çağı olarak adlandırılır.

İkinci Çocukluk Döneminin Görevleri

Bu çağda çocuklar ilkokul dönemlerindedir. Genel olarak bu çağda her çocuğun ilk çocukluk çağının çocuksu davranışlarından yavaş yavaş kurtulması ve büyüklerin kendisinden istedikleri tavırları takınmasını öğrenmesi akran gruplarıyla oynayabilmesi ve bu grupların ölçülerine, havasına uyması gerekir. Yaşına göre oynayacağı oyunlar için gereken bilgi ve becerilere sahip olması, kendine ve büyüyen organlarına karşı olumlu bir tavır takınması önemlidir.

Ayrıca kendi cinsinin yapması gereken rollerini öğrenmesi ve yapması, ilkokulun öğrenim görevlerini gerçekleştirmesi, günlük yaşayışını düzene koymak ve devam ettirmek için gerekli kavramları geliştirmesi, başkalarının acılarına ve sevinçlerine ortak olmayı, toplumun törelerine uymayı, toplumun değerlerini kabullenmeyi gerçekleştirmesi, sosyal düzene ve sosyal kurumlara karşı iyi bir tavır geliştirmesi gerekir.

Erinlik Çağının Gelişim Görevleri

İkinci çocukluk çağı ile ilk ergenlik çağı arasında kalan ve kısa süren bu çağda her çocuğun erin olmadan dolayı vücudunda meydana gelen değişmelere ve hızlı büyümesine karşı olumlu bir tavır geliştirmesi; erin olmanın gerektirdiği sağlık tedbirlerini almasını öğrenmesi; endişe ve kaygılara kapılması gerekir.

İlk Ergenlik Çağının Gelişim Görevleri

Erinlik ve ilk ergenlik çağının büyük bir kısmı ortaokul devresine rastlar. Bu çağda her ergenin, ortaokulun öğrenim görevlerini başarması çocuksu tavırlardan kurtularak yetişkinlik davranışlarını benimsemeye başlaması, büyüyen ve yetişkinlikteki biçimini almaya başlayan vücudunu kabul etmesini öğrenmesi, psikomotor gelişimini hızlandırmak için beden eğitimine ve spora önem vermesi lazım.

Kendi cinsinin yapması gerekli rollerini gerçekleştirmesi ve karşıt cinse karşı olumlu tavır takınması onlarla olan ilişkilerini olumlu yönde geliştirmesi, akran gruplarında ve çalışma gruplarında olumu tavırlara sahip olarak üyelik veya liderlik görevlerini yerine getirmeli. Ayrıca kişiliğinde, özellikle duygusal davranışlarında bağımsızlık kazanmaya başlaması ve geliştirmesi, ailenin ekonomik gelirlerine yardımcı olmaya çalışması; kendini bir mesleğe doğru yöneltmesi gerekir.

Son Ergenlik Çağının Gelişim Görevleri

Son ergenlik çağının büyük bir kısmı orta dereceli okulların ikinci devresinde ve bir kısmı da yüksekokullarda geçer. Bu çağlardaki her gencin yetişkinlik çağına ilişkin davranışları geliştirmede oldukça başarılı olması kendisine bir meslek seçmesi ve bu seçilen meslek için gerekli bilgi, beceri ve tavırları edinmeye çalışması ve gerçekleştirmesi gerek.

Ayrıca kişisel bağımsızlığını kazanması, evlilik hakkında gerekli bilgileri edinmesi evliliğe ve aile kurmaya karşı olumlu tavırlar kazanması; toplumun problemlerine karşı çözücü bir tavır takınması; kendisine bir yaşam görüşü geliştirmesi gerekir.

Gelişim Görevlerinin Genelliği

Yukarıdaki çağlarda insanların gerçekleştirmek zorunda olduğu gelişim görevleri şüphesiz ki genel kavramlardır. Bireysel farklılıklara göre bu gelişim görevlerinin daha erken veya geç çağlarda gerçekleştirilmeleri mümkündür.

Bundan sonraki göreceğimiz gelişim alanlarında bu bireysel farklılıkların üzerinde ayrıca durulmuş, normallik kavramı içinde bireysel farkların neler olabileceği gösterilmiştir. Ayrıca gelişim alanlarında normalliğin sınırı dışına çıkanların yani normalden sapanların özellikleri üzerinde de kısaca durulmuş, okulun bu gibi öğrenciler için yapabilecekleri açıklanmıştır.

Çocuklarda Sağlıklı Kişisel Gelişim

Çocukların fizyolojik gelişimi için yapılması gereken tüm şartlar yerine getirilirken, duygusal gelişimi için alınması gereken önlemler genellikle ihmal edilmektedir. Oysa çocuklarda sağlıklı kişisel gelişim izlenmesi gerekliliği, en az fizyolojik gelişimi kadar önem taşımaktadır.

Bir çocuğun kişisel gelişiminin tamamlanabilmesi için, 0-6 yaş dönemine çok dikkat edilmesi gerekmektedir. Bu dönemde, çocuğa karşı davranışlar ve eğitimi, gelecekte onun kişiliğini belirleyecek faktörlerdir.

Çocuğun Gelişiminin Şekillendiği Dönemler

Bebeğin Bağlanma Dönemi (0-18 ay aralığı): Bu dönem aralığında bulunan bebeklerin, ihtiyaçlarını sevgi ve şefkatle karşılayacak bakıcılara ihtiyaçları bulunmaktadır. Bakıcıdan kastedilen,  başta anne olmak üzere, baba, ailenin büyükleri ve profesyonel bakıcılardır. Bebeğin altını değiştirecek, acıktığında onu doyuracak, banyosunu yaptıracak bu kişiler, ihtiyaç doğduğunda, bebek ağlatılmadan eylemleri yerine getirmelidir. Bebeğin katıla katıla ağlatılarak, ihtiyaçlarının ertelenmesi onun gelişimine ve sağlığına zarar verecektir.

Duygusal ihtiyaçlarına gelindiği zaman, bebekle göz teması kurulması, ona ninni söylenmesi, ölçülü hareketlerle okşanması (genital bölge çevresine dokunulmadan ve bebek mıncıklanmadan) ve banyo sonrasında yapılacak şefkat dolu yumuşak bir masaj şeklinde sıralanabilir.

Bebeğin duygusal ihtiyaçlarının, tek bir yetişkin tarafından, düzenli aralıklarla yapılması önemli bir faktördür. Bu bebeğin temel güven duygusunun tabanını oluşturarak, ileride bir birey olduğunda ikili ilişkilerde sağlıklı davranışlar sergilemesine yardımcı olacaktır. Güven duygusu gelişmeyen bireyler, güvensiz, öfkeli, asosyal kişiler olarak büyüyebilmektedir.

Çocukta Ayrılma ve Özerklik Dönemi (18-36 ay): Bu dönem, çocuğun annesinden ayrı olarak, kendi başına bir şeyler denemeye başladığı ve kendine yetebilmeye adım attığı dönemlerdir. Kendini ifade ederek derdini anlatan, yürüme eylemini gerçekleştirmeye başlayan bebeğe bu imkânlar sağlanmazsa, çocuk kendisini yetersiz hissedeceği için, ileride annesine bağımlı yetişecektir. Çocuğun 2 yaşına bastığı zaman, ebeveynlerinden ayrı odada uyutulması bu konuya örnek olarak gösterilebilir. Anne ve babaların aşırı korumacı tutumları, kişisel gelişime zararı dokunan davranışlardır.

Çocuğun Kimlik Gelişimi Dönemi (36 ay-5 yaş): Bu dönem, çocuğun kişilik gelişiminin oluşmaya başladığı, kendini tanımladığı ve benlik algısının geliştiği dönemdir. Kendini kanıtlamak isteyen çocuğa bir birey olduğu hissettirilerek, bu imkân sağlanmalıdır. Çocuğun özgüveninin oluşması ve başarı duygusunu tadabilmesi için, özbakım becerilerini yapmasına izin verilmelidir. Bu dönemde, çocukların okul öncesi oyun gruplarına gönderilerek sosyalleşmesi sağlanabilir.

Çocuklarda sağlıklı kişisel gelişim bakımından oldukça önemli olan bu 3 dönemi, başarısız geçirdiğini düşünen ebeveynler, mutlaka bir uzman yardımına başvurmalıdırlar. Aksi takdirde, ileride büyük sorunlarla karşılaşmaları mümkün olabilmektedir.

 

Çocuklarda Aşırı İnatlaşma ve Ağlama Nöbetleri

Alışveriş merkezlerinde, oyun parklarında, oyuncak mağazalarında çocuklarda aşırı inatlaşma ve ağlama nöbetleri görmemiz, oldukça sık rastlanan bir manzaradır. Uzmanlar bu davranışlarının çözümünün tutarlı davranış programı eğitimi olduğunun altını çizmektedirler.

Bu anlamda, özellikle çocuğun kişisel gelişiminin geliştiği 0-6 yaş döneminde, ebeveynlerin evlatlarıyla doğru bir iletişim kurarak, tutarlı davranışlar sergilemeleri çok önem kazanmaktadır.

Çocuklarına karşı aşırı korumacı davranan, onların her isteğini yerine getiren anne ve babalar, ilerleyen zamanlarda bu tip davranışlarla karşılaşacaklardır. Özellikle 0-6 yaş döneminde, tutarlı bir disiplin çerçevesinde yetiştirmeyen ebeveynler, onların inatlaşan çocuklar olması kadar, ileride davranış problemleri sergileyen bireyler olmasına da sebep olmaktadırlar.

Çocuklarda inatlaşmanın ve ağlama nöbetlerinin en sık karşılaşıldığı dönem, erken çocukluk dönemi adı verilen ve 2-3 yaşlarını kapsayan dönemdir. Bu süreçte çocuk, anne ve babasına istediği şeyleri yaptırabilmenin bir takım yanlış yollarını öğrenmektedir. Yaşları biraz daha ilerlediğinde, durum daha da ciddileşir ve hareketler büyümeye başlar.

Ağlama krizleri, yerde tepinme, öksürme ve hatta kusma gibi eylemler göstererek anne ve babalarını etkilemeyi başarırlar. Durumdan etkilenen ebeveynler olumsuzluğa son vermek için, çocuğun isteğini yerine getirirler ve bu eylemler sürüp gider. Ebeveynin istekleri karşılamasının bir diğer nedeni de, etrafın olumsuz bakışlarıdır. Bu durumdan rahatsız olan büyükler, hareketleri sonlandırmak için çocuğun isteğine karşılık verirler.

Çocuklarda bu olumsuz davranışların önüne geçebilmek için, bir uzman yardımına başvurulması oldukça önemlidir. Makalemizin başında da belirttiğimiz gibi, ebeveynlerin alacağı tutarlı davranış programı eğitimi, onların 1-2 ay gibi kısa bir süreçte, çocuklarının inatlaşmalarıyla baş etmelerini öğrenmelerini sağlayacaktır.

Bireyler böylelikle, çocuklarına sağlıklı sınırlar koymayı öğrenerek, doğru iletişimin temellerini atmaktadırlar. Çocuk 1,5-2 yaşına geldiğinde, bir pedagogdan yardım alınması ve sağlıklı sınırlar koyma konusunda eğitilmek, ileride anne ve babaya büyük kolaylıklar sağlayacak, çocuğun gelişimi açısından da önemli bir adım atılacaktır. Birey henüz bu tip davranışlar sergilemiyorsa bile, alınan uzman yardımı sayesinde bu davranışlarla baş etme yolları öğrenilebilir ve böylece anne ve baba duruma hazırlıklı olabilir.