Çocuklarda Fiziksel Büyüme Dönemleri

Doğduğu anda bebeğin boyu ortalama olarak 48-53 cm. arasındadır. Kızlar erkeklere oranla boyca biraz daha kısadır. Ancak bebeğin boyca bu ölçülerden bir kaç santim uzun veya kısa olması anormal bir boya sahip olacağını göstermez. Çok şişman anaların bebekleri normal beden ağırlığına sahip anaların çocuklarından daha tombulca olabilmektedir. Ananın ilk bebeği doğuşta son bebeğine oranla daha kısaca olmaktadır. Şebeğin doğuştaki boyu ile ilerde yetişkinlik çağında ulaşacağı boy arasında bir bağıntı vardır. Buna dayanarak bebeğin yetişkinlikte ulaşacağı boyu biraz tahmin edebilmek mümkün olmaktadır. Bu yazıda çocuklarda fiziksel büyüme dönemleri konusunda bir araştırma hazırladık.

Fiziksel Gelişim Dönemleri

Doğumdan sonra bebeğin boyu hızla uzamaya başlar yaşı ilerledikçe bu hızda gittikçe yavaşlama görülür. Çocuk doğumundaki boy uzunluğunun

%20’sini ilk üç ay içinde, %50’sini bir yaşına kadar, %75’ini iki yaşına kadar kazanır. 4 yaşına geldiğinde çocuk, hemen hemen doğumundaki boyunun iki katı uzunluğa ulaşır. Boyun uzamasındaki hız ilk okul çağına kadar daha da azalır; ilkokul çağında ise büyüme hızında önemli yükselmeler görülmez. Erinlik çağma doğru boyca uzamada yeniden bir hızlanma görülür. Çocuk erginlik çağına hızlı bir boy atma ile girer. Ergenlik çağının sonuna doğru gencin boyundaki artış hızı azalmaya başlar. Genel olarak 20-21 yaşından sonra boyca uzama oldukça duraklamaya benzer bir hız gösterir.

Çocuklarda Fiziksel Büyüme Dönemleri

İlkokul çağlarında ve erinlik öncesinde kızlar yaşıtları erkeklere bakarak daha hızlı olarak uzarlar. Kızlar yaşıtları erkeklerden 1-2 yıl kadar önce erinlik çağına eriştiklerinden, ergenlik çağında da yaşıtları erkeklerden daha önce ulaşacakları boyu elde ederler. Böylece ilkokulun son sınıflarında ve ortaokulda kızlar yaşıtları erkeklere bakarak daha uzun boylu olurlar. Lisede erkekler aradaki açıklığı kapatarak yaşıtları kızların boyunu geçerler.

Boyca büyümede hem kızlar hem de erkekler arasında büyük bireysel farklılıklar görülür. Bireysel farklılıklar özellikle ilkokul çağında kendini göstermeye başlar ve ortaokul yıllarında en yüksek seviyesine ulaşır. İlkokulun son yıllarında ve ortaokul sınıflarında yaşıt erkekler ve kızların bazılarının çok kısa bazılarının ise dal gibi ince ve uzun olduğunu görmek mümkündür. Lise sınıflarında, kızlar ve erkekler yetişkinlikte ulaşacakları uzunluğa, büyük bir çoğunlukla, ulaşmak üzeredirler.

Fiziksel Gelişim Özellikleri

Boyca büyümede soyaçekimin önemi çok büyüktür. Bazı çocuklar okul öncesinde bile ana babalarına bir benzerlik gösterirler. Bazıları ise ancak ergenlik çağına doğru ana babalarına benzemeye başlarlar. Çocukların başlangıçtaki boyca büyümelerinin hızlılığına veya yavaşlığına bakarak yetişkinlik çağında kısa veya uzun boylu olacağını tahmin oldukça güçleşir.

Eğitim yönünden üzerinde durulacak en önemli husus, hızla boy atması karşısında çocuğun veya ergenin içine düştüğü şaşkınlık halidir. ilk okulun son yıllarında ve ortaokulun ilk yıllarında hızla boy atan öğrenci büyük bir utangaçlık içine düşebilir. Birden bire büyüyen eli, kolu, organları, boyu, öğrencinin davranışlarına düzensizlik getirir. Eğer erken yaşlarda hızla büyüme varsa çok uzun sırık gibi olacağından korkar. Buna karşılık erinlik öncesi yıllarda arkadaşlarına bakarak daha yavaş boy atıyorsa kısa kalacağı korkusuna kapılır.

Öğretmenlerin ve ana babaların bu konuda çocuğa yapabilecekleri en önemli yardım, onun boyunu olduğu gibi kabul etmesine ve endişelerinin ortadan kalkmasına yardım etmektir. Öğretmenler, hızla boy atmakta olan öğrencilerin, ağır işlere daha az dayanıklı ve uzun görevlerde daha az sabırlı olacağım bilerek, verecekleri işlerde ve görevlerde anlayışlı davranmalıdırlar.

Çocuğun hastalanması veya gıdasızlığı boy atmasında duraklamalar meydana getirmektedir. Diğer yandan duygusal bozuklukların da boy atmaya olumsuz etkilerde bulunduğu bilinmektedir. Çocuğun boyca büyümesinin izlenmesi sırasında görülecek önemli duraklamalar, çocuğun sağlık, beslenme veya duygusal bozukluklarının, önemli ip uçları olarak görülür. Ancak çocuğun boy atma hızında görülecek normal zikzaklar, ebeveynleri korkutmamalıdır. Çocuk kilo alırken boyca uzamasında duraklama gösterdiği gibi, genellikle sonbaharda boyca uzamada yavaşlama, ilkbaharda hızlanma gösterir. Ayrıca yukarıda belirtildiği gibi, erinlik çağından önceki başlayan hızlı uzama ile çocuğun kendine has boy atma eğilimleri de unutulmamalıdır.

Hipofiz ve Tiroid Bezi

Hipofiz

Salgı bezlerinin en önemlisi ve yöneticisidir. Beyinin tabanında yer alır. Aslında onun bir çıkıntısıdır. Çok sağlam bir kemik beşikle çevrelenmiştir. Bu oluşun onun çok iyi bir koruyucusudur. Önemli salgı bezini beden iyi bir yere yerleştirmiştir. Hipofiz, aynı zamanda «bezlerin bezi» olarak da tanımlanır; çünkü öbür salgı bezlerini yöneten ve çalıştıran hormonlar da çıkarır. Salgıladığı hormonlardan biri, adrenocorticotropic, çok ilginçtir.

Böbrek üstü bezinin dış kabuğunu, «cortisone» çıkarmak üzere uyanır. Bu olay, biyolojik bir durum dur, fakat son yıllarda anlaşıldı ki,   Addison hastalığı «böbreküstünde meydana gelen bazı değişikliklerin sonucu olan bronz-deri hastalığı», alkolizm, bronşlardaki astım,   ateşli romatizma, soğuklara duyarlık, yılan sokması,   bazı zehirlenmeler, aşırı yanıklar, göz ve deri iltihapları gibi birçok olayda ve mafsal romatizmasında, bu hormon, şaşırtıcı iyileşmeleri sağlamaktadır.

Tıp bilimi hâlâ onun bu rahatlamayı nasıl sağladığını araştırmaktadır.   Kısaca ACTH denen bu hormon, tedavi edici olarak kullanılmaktadır. Uzmanlar bunun kortizondan daha iyi sonuç verdiğini açıklamaktadırlar.   Hipofiz bezi, aynı zamanda gonadotropik hormonları da salgılar. Bir başka salgısı da, tiroid bezini etkileyen tyrotropik hormondur.   Bedenin uzunluğuna büyümesini sağlayan büyüme hormonu da çıkarır. Eğer bu hormon çok salgılanırsa, dev gibi bir insan gelişir.

Tiroid Bezi

Soluk borusunun iki yanına yerleşmiştir. Yapı sında iyot bulunan ve thyroxine denen bir hormon çıkarır. Bu nedenle, eğer beslenmede iyot uzun bir süre eksik kalırsa, bu eksikliği karşılamak üzere tiroidler daha çok çalışır ve büyürler. Sonunda bu büyüme, guatr hastalığı olarak tanımlanır. Guatr dengeli bir beslenme içinde yeterince iyot sağlanırsa kısa zamanda iyileşebilir.

Sağlıklı tiroidlerin önemini kavrayan insan, iyot ihtiyacının ne demek olduğunu anlamıştır. Tiroksin denen hormon, kan dolaşımıyla bütün bedene dağılır, bütün hücrelere gerekli enerjiyi ve normal beden ısısını sağlamak amacıyla yeterince besin yakmalarını sağlar. Tiroksin, bedenin her yanındaki kanın normal dolaşması için kalbin normal bir hızla çalışmasına da yardım eder.

Yeterince iyot alınmazsa, salgılanan tiroksin de yeterli olamaz. Bu durumda bedendeki tüm olaylar yavaşlar. Kalb daha yavaş çalışır, soluk alıp vermeler daha bir ağırlaşır,   sindirim sistemindeki kasılmalar daha güçsüz ve seyrek olur ve sindirim bozukluğu ile pekliğe yol açar.

Enerji üretmek üzere daha az kalori üretilir. Tiroksin azlığının yol açtığı bu değişmeler,  esenlikle bağdaşmayan durumlar yaratır. İyot eksikliği bulunan   insan, hareketsiz, dayanıksız ve soğuk havaya karşı duyarlı olur.

Çabucak şişmanlar; kaloriler enerji olarak kullanılmaz ve birikirler; kalb atışı yavaşlar ve bozuk bir kan dolaşımından ileri gelen çeşitli değişmeler   görülür;   el ve ayaklar soğuktur ve çabuk üşür; cilt kuru ve pul puldur; saçlı deride kepeklenme başlar; parlaklığını yitiren saçlarda dökülme görülür; tırnaklar daha kolay kırılır… İyot azlığında zekâ ve bellek de zayıflar; çünkü beyine daha az kan gider. Aylık kanamalar çoğu kez sıklaşır.   Başağrıları artar.   Böyle bir insan,   başkaları üşümezken üşür ve aşırı sıcaklardan da fazlaca yakınır; çünkü, yavaşlayan kan dolaşımı, bedeni ısıtmadığı gibi yeterince soğutamaz.

Hipotiroidi denen tiroidlerin az çalışması, az miktarda iyot eksikliğinin sonucudur. Son araştırmalar, farkına varmasalar da birçok insanın bu durumda olduğunu göstermiştir. Belirtiler, iyot miktarının azlığına göre değişir; kimi zaman o kadar belirsiz olur ki, insan kendisini sağlıklı sanır; değişik-

İlgin ölçüsü ne olursa olsun, insanın beyinsel ve bedenel gücünü azaltır.

Besinlerin Salgı Bezleri ve Kişiliğe Etkileri

Thomas A. Edison, 64 yaşında iken ilk toplumsal konuşmasını yaptığında şöyle dedi: “64 yaşımdayım, fakat çok şükür ki, hâlâ genç bir adamım!”

Kimileri 60 yaşında bile gençkten neden bazıları 30’unda yaşlanırlar? En verimli çağlarında niçin bazıları kamburlaşmış, ciltleri solmuş ve buruşmuş, iş göremez bir duruma gelmişlerdir? Ve neden bazı insanlar sonsuz canlılığın ve sürekli gençliğin sırrını bulmuş gibi görünürler?

İnsanın karakterinde, kısa yoldan amaca ulaşmak ve en iyi yolu bulmak isteği vardır. Bu istek, hasta bir insanın, doktorundan «bir içişte yataktan kaldıracak» harika bir ilâç istemesine benzer. Şişman bir kadının yıllarca biriktirdiği yağlarını birkaç hap yutarak kısa zamanda eritmesini sanması da aynı özelliktedir. Ya da yaşlı ve çökmüş bir insanın, bir mucize sonucu gençlik çağına yeniden dönüşüne inanması da bu soy bir düşüncedir.

Dr. Steinach, yaşlanma nedeni olarak öne sürülen bütün görüşleri eledikten sonra şu gerçeğin kaldığını gördü: Yaşlanma ve ölüm, insanın yaşayıp yıpranmasının bir sonucudur; yaşlanma başladığı zaman, gençliğin her konuda yitirilme hızı ve değişen sağlık durumu, iç salgı bezlerine ve kalıtıma bağlıdır.

Dr. Berman, bu iç salgı bezlerini, «bedenî ve biyolojik geleceği yöneten müdürler heyeti» olarak tanımladı. Bu salgı bezleri yaşlılık yaratmazlar; yaşlanmanın ne zaman ve nasıl yerleşeceğini oluştururlar. Salgı bezlerinin güçleri azalırsa, tam bir sağlıktan ihtiyarlığa başlar ve kısa zamanda tüm bedeni kapsar.

Özellikle seks bezleri, yanlılığı geciktirmek için harcanan çabalarda önemli iş görürler. Bunlar o kadar büyük önem taşırlar ki, Walt Whitman’in dediği gibi: «Eğer seks gücü yitirilmişse, herşey yitmiştir.» Fakat Dr. Steinach seks bezlerinin iki ayrı ödevi olduğunu anladı: Seks bezleri hem içe hem de dışa salgı çıkarmaktadır.

Steinach’ın teorisine göre, dışa çıkarılan salgıdaki spermalar, soyun sürmesini sağlar, ve kana salgılanan hormonlar da bedeni sürekli dinç ve sağlıklı tutar. Demek ki seks salgı bezleri, dışa olan salgısıyla geleceğe hizmet ederken, kana karışan salgısıyla insanın dinçliğini sürdürmekle şimdiki zamanda yararlı olur.

1920’de Dr. Steinach, «Yaşlanan seks bezlerini yeniden çalıştırarak gençleştirmek» isimli teorisini açıkladı. Bunun etkisi sadece bilim çevrelerinde kalmadı, geniş halk kitlesinin hayal gücünü de etkiledi. Önemi açısından bir bomba gibi yankı uyandırdı. Pek ender konuda, bilimsel buluşların teknik yönlerini öğrenme isteği, bu teorideki kadar ilgi görmüştür.

Bu hormonal salgıların çok etkili maddeler oldukları doğrudur, fakat denemeler ve geçen zaman ortaya koymuştur ki, bunlar gerçekte «etkileri geçici» uyarıcılardır. Bu dinçlik uyandıran maddeler kullanıldıktan sonra, eğer kan içinde salgı bezlerini besleyecek besin maddeleri yoksa, etkinin söndüğü ve yeniden gençleşmenin kaybolduğu görülür.

İç salgı bezlerinin sağlığını sürekli sağlamak için tam bir bilimsel beslenmenin kaçınılmazlığı şüphe götürmez. Bu gerçek, daha çok endokrin «iç salgı» bezleri için doğrudur. Dr. Roger S. Williams ve arkadaşları bu gerçeği şu şekilde açıkladılar: «Endokrin bezleri, yüksek metabolizma aktiviteleri olan alanlardır, ve vitamin miktarındaki değişimlere aşırı duyarlıklı olduklarını kabul etmek akla daha uygundur.

Bu iç salgı bezleri, özel metabolizma olaylarının kontrolü ile ilgili bir işleme geçirici görevi yaparlar ve iki katalitik faktörün birbirine eklenmesyle meydana gelen etki, kinetik nedenlerle çok belirli olacaktır.»

Beslenme bozukluğu ve özellikle vitaminlerin azlığı, bütün dokularda hastalıksal değişimler yaratır. Salgı bezleri dokuları da böyle bir durumda hücresel değişimlere uğrar ve bozuk olarak iş görürler. Bezlerin bozuk çalışmasının ne demek olduğunu ve önemini daha iyi anlamak için, çeşitli salgı bezlerini ayrı ayrı ve vitaminlerle ilişkilerini az çok incelememiz gerekir.

İç salgı bezleri, hormon denen maddeleri doğrudan kana salgılar. Hormonlar, kimyasal haberciler olarak çalışır ve bazı organlara emirleri iletirler. Birçok salgı bezlerinin çalışmaları arasında, dikkatlice düzenlenmiş bir işbirliği vardır, ve bu dengenin bozulması, insan bedeninin işlemesi ve biçimlenmesinde bazı büyük ve kimi zaman çok şaşırtıcı değişiklikler oluşturur.

İç salgı bezlerinin doğrudan kan içine salgı yaptığını açıklama şerefi, Fransız Claude Bernard ve İngiliz Thomas Addison’undur.

Kas Yapısı ve Gelişimi İçin Öneriler

Cilt, gözler, saçlar ve dişler güzel olsa bile, bedeni gelişmemiş ve görünüşü düzgün olmayan hiç bir kadın ve erkek güzel olamaz. Yüzü sarkmış, omuzları düşmüş, karnı şişkin ve cılız bir insanın üstün»] de en güzel elbiseler bile iyi durmaz. Biçimi bozuk bir bedeni iki olay yaratır: Kötü beslenme ve uyumsuz bir duygusal yaşam. Beden, dinç kasların kuvvetli çekişleriyle tutulur ve kaslar da yenen besinlerle! Sağlıklı olurlar.

Kaslar proteinden yapıldığına göre beslenmedeki protein yetersizce,   kaslar kuvvetli olamaz, gelişemez ve normal yenilenmesini yapamaz. Kaslar gevşek ve sarkıksa, kısa bir süre günde kaç gram protein yediğinizi düşününüz; % 80’i hayvansal protein sağlayınız. Karaciğer, beyin, böbrek, yumurta, yağsız et, peynir, süt ve yoğurt gibi hayvansal protein kaynaklarına öncelik tanıyınız.

Vitamin ve madenlerin çoğu ve özellikle iyot, potasyum, kalsiyum, fosfor, D ve B vitaminleri, kasların normal kasılıp uzamasını sağlamada belirli bir iş görürler. Besinlerinizde bu maddelerin bulunmasına özen gösteriniz.

Aşırı gitmemek koşuluyla kasları çalıştırmak, çeşitli beden eğitici hareketler yapmak da kasları geliştirir ve ‘kuvvetlendirir; görünüşün güzelleşmesine büyük katkıda bulunur. Günde en az 20 dakika sportif hareketler yapmalı ve özellikle karın kaslarını içeri çekerek çalıştırmalıdır.

Psikiyatrların açıklamasına göre, içe kapanık yaşayan, umudunu yitiren, hayattan korkan, ve belki de düş kırıklığına uğramış, başarısızlığa inanmış bir insan, bu duygularını yürüyüş ve duruşunda çok açık olarak belli etmektedir. Ben, birçok aşağılık kompleksinin yetersiz beslenme sonucu olduğunu ve beslenme düzelince hayata bakış açısının da değiştiğini gördüm. Kötü bir duruş ve ruhsal bunalım, kötü beslenmenin en belirli sonuçlarından biridir. Beden ve beyin sağlığı bozulan insan, değişime uğramış besinleri değil, sadece doğal besinleri yemek için elinden geleni yapmalıdır.

Görünüşünüzü etkileyen ve artık düzeltilmesi mümkün olmayan bir sağlıksız iskeleti, gelişme çağında kalsiyum ve D vitamini yönünden kötü besleyen anne ve babanız armağan etmiş olabilirler. D vitamini eksikliği çok fazlaysa, madenler iyi yerleşmediğinden kemikler geniş ve dayanıksız olur. Böyle bir kemik genişlemesi,   kötü biçimli göğüs ve yüz iskeletine, dışa fırlak diş ve çenelere, geniş bir alına neden olur.

D vitamini eksikliği çok değilse, kemikler az gelişir ve ince kalırlar; dar bir yüz ve diş dizisinde bozukluk, küçük çene kemiği oluşur. Ergenlik çağı sonunda kemiklerin gelişmesini tamamlamasıyla bu bozukluklar bir daha düzeltilemez. Bu nedenle, iskeleti iyi gelişmiş güzel çocukları olmasını isteyen anne ve babalara verilecek en iyi öğüt, bebeklikten büyüme çağı sonuna dek, yaz ve kış her gün 1000 ünitelik D vitamini vermesidir.

D vitamini alışılmış besinlerde bulunmadığı ve son 30 yılda bebek ve çocuklara balık yağı da verilmediğinden, bugün birçok yetişkin insanın iskeleti düzgün gelişmemiş olarak karşımıza çıkmaktadır.

Kendinizi özenle aynada inceleyiniz. Olabileceğiniz kadar ilgi çekici misiniz? Cildiniz kusursuz, dişleriniz sağlam, saçlarınız parlak renkte olsa bile, onları iyi besinlerle sürekli beslemezseniz, harika özelliklerini koruyamazlar. Güzellik, iç sağlığın bir belirtisi olduğuna göre, eğer bedeninizden güzellik ve esenlik fışkırmıyorsa, şimdiki durumunuzla yetinmeyiniz.