Çocukta Fiziksel Gelişim ve Gelişim Dönemleri

Fiziksel Gelişim

insan düşünen, duygulanan ve iş yapan bir organizmadır, devamlı gelişme halindedir, aynı zamanda karmaşık (kompleks) bir organizmaya sahiptir, insanın vücudu hem davranışlarının kaynağı hem de yaşamasının aracıdır, insan düşünmek, duygulanmak ve iş yapmak için vücudunu kullanır. Böylece vücut insanın tüm kişiliğinin temelidir. Diğer yandan insanın yalnız başına vücut yapısının ne olduğunu bilmek de yetmez, asıl onun vücudunun nasıl bir süreç içinde geliştiğini de tanımak gerekir. Fiziksel gelişim terimi hem öğrencinin vücut yapısını, hem de bir süreç olarak vücut yapısının gelişimini, bir bütünlük içinde ifade etmektedir.

Bu ünitemizin amacı öğrencilerin hem vücut yapılarını tanıtmak hem de fiziksel gelişimlerini ulaşabilecekleri en yüksek seviyeye yöneltmenin yollarını açıklamaktır.

Doğum Öncesi Fiziksel Gelişim

Döllenmeden sonra hücre kendi içinde bölünerek çok hızlı bir çoğalma gösterir ve onuncu gününe doğru, rahim duvarına yapışır, ikinci haftasına doğru da artık gelişen bir organizma olmaya başlar. Döllenmeden itibaren ikinci haftanın sonuna kadar süren bu devreye dölüt devri diyoruz. Bu sırada dölütün büyüklüğü ancak bir toplu iğne başı kadardır.

Dölüt devrinden sonra embriyon devri gelir ve 8 hafta kadar sürer. Bu devrede organizma yavaş yavaş biçimini almaya başlar. Döllenmeden itibaren üçüncü haftasında embriyonda kalbin ilkel şeklinin meydana geldiği ve atmaya başladığı görülür. Embriyon devrinde sinir sistemi çok hızlı gelişme gösterir. dolayısıyla bu devrede ananın sağlığının bozulması embriyona büyük etkide bulunur.

Döllenmeden itibaren 10 uncu haftada fetüs devri başlar. Bu devre doğuma kadar devam eder. Gebeliğin 3 üncü ve 5 inci ayları arasında fetüsün vücudu hızlı bir büyüme ile normal görünüşünü almaya başlar. Gebeliğin 16’ncı haftasında fetüsün hareketleri anası tarafından duyulur. Bu çağda fetüsün boyu 100-105 milimetreye yaklaşmıştır. Gebeliğin 20’ncı haftasında fetüsün ağzı, açılıp kapanma hareketleri yapmaya başlar, göz kapakları sıkı sıkıya kapalı olduğu halde gözünde kamaşmaya benzer hareketler görülür, ellerde sıkma hareketleri vardır, saçlar ve tırnaklar çıkmaya başlar, ter bezleri gelişir.

Gebeliğin yedinci ayına doğru fetüsün yüzü ve vücudu kırışık kırışık ve pembedir. Doğuma doğru ise fetüsün bütün organları yaşaması için gerekli görevlerini yapabilecek olgunluğa erişirler.

Doğum öncesi gelişim kalıtımın ve çevrenin etkisi altındadır. Çocuk, doğumdan önce, normal şartlar altında, tek hücre halinden görevlerini ilkel de olsa, yerine getirebilecek bir organizma oluncaya kadar, gelişmesine düzgün olarak devam eder. Bu yüzden çocuğun hangi ayda nasıl bir gelişim gösterdiğini tahmin etmek de kolaylaşır. Eğitim için önemli olan, doğum öncesi çağda, çocuğun gelişimindeki çevresel etkenlerdir. Kalıtımı

değiştirmek mümkün değildir, fakat çevresel etkenlerle, kalıtımın çocuğa Verdiklerini, tıpkı doğumdan sonra olduğu gibi, tam olarak geliştirmek veya geriletmek mümkündür. Bu yüzden öğretmen, ana-baba ve ilgililerin dikkatini bu çevresel etkilere çevirmesi zorunludur.

Doğum Öncesi Gelişmeye Çevrenin Etkileri

Hamile ananın fiziksel ve duygusal durumu çocuğa büyük etkiler yapmaktadır. Bunun yanı sıra hem rahimin iç çevresinden, hem de dışardan gelen etkiler de yine çocuğun gelişimini etkilemektedir. Bu etkileri kısaca gözden geçirelim.

Ana karnındaki çocuk, kendine gerekli besini, rahime bağlı çeşitli kanallardan almaktadır. Anasının yetersiz beslenmesi, rahimdeki çocuğun da yetersiz beslenmesin? sebep olmaktadır. 210 hamile kadın üzerinde yapılan deneme hamilelik süresince iyi beslenmenin önemini ortaya

çıkarmıştır. Hamileliklerinin 4 veya 5 inci aylarına kadar iyi beslenemeyen bu kadınlardan 90’nına yeterli bir beslenme rejimi uygulanmış, diğer 120 si ise yetersiz beslenmelerine devam etmişlerdir. 210 kadının doğan çocukları üzerinde yapılan incelemede, yeterli beslenen kadınların çocuklarının genel olarak çocuk hastalıklarına karşı daha dayanıklı, boyca ve ağırlıkça daha normali oldukları, yetersiz beslenen kadınların çocuklarının ise, bunun aksine bir durum gösterdikleri görülmüştür. Düşükler, erken doğumlar, ilk haftalardaki çocuk ölümleri ve hastalıkları daha çok ananın hamilelik sırasındaki yeterli beslenmemesinden meydana gelmektedir.

Hamilelik sırasında ananın aldığı çok miktardaki alkollü içkiler ve uyuşturucu maddeler, hatta gereksiz yere ve devamlı alınan ilaçlar da çocuğun gelişimine etki yapmaktadır. Bunların zararı arttıkça düşüklerin oranı da artmaktadır. Diğer yandan hamilelik sırasında çok içilen sigara da aynı etkileri yapabilmektedir.

Daha önceden veya hamilelik sırasında hasta olan anaların çocukları tam gelişimlerini yapamamaktadır. Frenginin, hamilelik sırasında anasından çocuğuna geçtiği bilinmektedir. Bir çok bulaşıcı hastalıklar hamilelik sırasında anadan çocuğa geçememektedir (verem, sıtma, tifo gibi). Fakat hamilelik sırasında hastalık yüzünden ananın zayıflaması, yeterli beslenmemesi ve psikolojik sarsıntılar geçirmesi çocuğa olumsuz etkiler yapmaktadır.

Geri zekâlı ve duygusal bozuklukları olan çocukların doğuşlarını inceleyen psikologlar, normal çocuklara bakarak bunların daha yüksek oranda erken doğduklarını veya analarının hamilelik sırasında kan dolaşımlarında veya böbreklerinde bozuklukların olduğunu veya fizyolojik rahatsızlıklar geçirdiklerini bulmuşlardır. Hamilelik sırasında duygusal rahatsızlıklar geçiren anaların çocukları, normal çocuklara bakarak daha yüksek oranda saraya tutulmaktadır.

Ana ile fetüsün kan uyuşmazlığı da düşüklere, erken doğumlara ve doğduktan hemen sonra çocuk ölümlerine sebep olmaktadır.

Yapılan araştırmalar ananın yaşının çocuklara yaptığı etkinin de önemli olduğunu ortaya çıkarmıştır. 20 yaşından küçük 35 yaşından büyük anaların çocuklarında geri zekâlılık oranı, 20-35 yaş arasındaki anaların çocuklarından daha yüksektir.

Hamilelik sırasında sinirli olan, aşırı kaygılara veya endişelere düşen anaların çocuklarında doğumdan sonra ağlama, sinirlilik, rahat duramama halleri daha yüksek oranda görülmektedir. Diğer yandan hamilelik sırasında aşırı gürültü, karın bölgesine yapılan aşırı tazyikler, fetüsün tepkilerde bulunmasına sebep olmaktadır. Eğer bu etkiler devamlı olursa çocuğun doğumdan sonra da yukarıdaki sinirlilik veya rahatsızlık hallerim göstermesine sebep olmaktadır.

Görülüyor ki, doğum öncesi gelişiminde çocuğa etki yapan bir çok değişkenler vardır. Burada tartışılanlar şüphesiz ki genel nitelikte ve önemli olan bazı etkenlerdir. Bunları çoğaltmak mümkün olduğu gibi her çocuğun doğum öncesi gelişimine etki yapan bazı özel etkenler de bulmak mümkündür. Diğer yandan çocuğun doğum şekli de önemlidir. Sezaryenle (ameliyatla) doğan, erken veya geç doğan, doğum sırasında incitilen veya şiddetli darbelere maruz kalan çocuklar da yine doğumdan sonra bunların etkisiyle gelişimlerinde olumsuz durumlar gösterebilirler.

Doğum öncesi gelişimin önemi, son yıllarda yapılan araştırmalarla, daha da artmıştır. Araştırmalar, doğum öncesi çağın gelişim bozukluklarının çocuğun ileriki yıllardaki gelişimine de etki yaptığını göstermektedir. Bu yüzden eğitimciler doğum öncesi çağa da önem vermeye başlamışlardır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.