Osmanlı-Rus Savaşı / 93 Harbi

1877-1878 yılları arasında; Osmanlı ve Rusya arasında meydana gelen savaş; rumi takvimde 1293 senesine denk gelmesi sebebiyle “93 Harbi” olarak adlandırılmıştır. Rus ordusu, Yeşilköy’e kadar ilerlemiş ve  savaş, Osmanlı Devleti’nin barış istemesiyle sonuçlanmıştır. 19.yüzyılın en kanlı savaşlarından biri olan 93 Harbi’nin sonunda, Osmanlı’nın elinde sadece Arnavutluk-Trakya hattı kalmış ve balkanlarda yaşayan 1,5 milyon müslüman Anadolu’ya göç etmiştir.

Dönemin Şartları

93 Harbi’nin oluşmasını sağlayan en temel etkenlerden biri; 1853 tarihinde Rusya’nın Kırım’da aldığı yenilgi olmuştur. Çarlık Rusyası I. Petro’dan bu yana sıcak denizlere inmeyi, dış politikada bir hedef haline getirmiştir. Yayılmacı bir politikayla birlikte Rusya, Moskova civarına konumlanan bir kara devleti olmaktan çıkmak istemiştir. Bu istekle birlikte, Petro 1706’da İsveç’le savaşmış ve zafer kazanmıştır.Böylelikle Baltık Denizi’nde kendi adını taşıyan bir liman kurmayı başarmıştır. Balktık’ta kazanılan zafere karşı, Rusya’nın sıcak denizlere inme; Akdeniz ve Karadeniz’e egemen olma yolunda karşılarına çıkan Osmalı Devleti olmuştur. 1711 yılında Osmanlı’ya savaş açmış ve başarısız olmuştur. Ancak Rusya ana hedefinden hiç şaşmamıştır. Süveyş Kanalı’nın açılması da durumu cazip hale getirmiştir. Rusya, Kızıl Deniz üzerinden Hint Okyanusu’na açılıp, İngiltere’nin Hint Yolu’nu kesmeyi başarma imkanı doğmuştur. Rusya’nın Kilikya üzerinden Akdeniz’e inme politikasının baş kahramanları ise, Osmanlı topraklarında yaşayan “azınlıklar” olmuştur.

Rusya, panslavist bir politikayı gündeme getirmiş ve kendini Osmanlı devleti’nde yaşayan Slav ve Ortodoksların hamisi ilan etmiştir.  Rusya’nın, Balkanlarda Slav azınlıkları kışkırtmasıyla birlikte; Yunan, Arnavut, Bulgar,  Hırvat, Sırp, Makedon ve hatta Türk halkarı arasında “çetecilik” faaliyetleri ortaya çıkmaya başlamıştır. Çerkes Çeteleri ve Ruslar arasında büyük çatışmalar yaşanmış ve karşılıklı olarak çok kan dökülmüştür. Ruslar; Çerkesleri, Balkanlara kadar sürmüş ve sürülen Çerkesler Osmanlı Devleti’ne sığınmıştır. Büyük Çerkes Ayaklanması’nın ardında İngiltere vardır. Rusya’nın büyüme tehdidi İngiltere’yi Çerkesleri kışkırtmaya itmiştir. Osmanlı Devleti, Çerkesleri Rumeli’de iskan etmiştir. Çerkesler, Slav olmaları sebebiyle Bulgarlara saldırmış ve cinayetler işlenmiştir. Ruslar; Bulgarları, Slav olmaları sebebiyle korumak istemiş ve Osmanlı Devleti’ne bir ultimatom vermiştir.

İngilizler, bir Osmanlı- Rus Savaşı’nın engellemesi için özgürlüklerin genişletilmesi tavsiyesinde bulunmuştur. 1876 yılında Bulgar Ayaklanması, ağır kayıplara rağmen kesin bir biçimde bastırılmıştır.Bu ayaklanma dış devletlerin de dikkatini çekmiş ve Osmanlı’ya gelen tepkiler artmıştır. Tepkileri dikkate alan Sultan II. Abdülhamid, İstanbul’da bir konferans düzenlemiştir. Tersane Konferansı olarak adlandırılan bu konferansta, Avrupalı Devletlerin amacı; Sırp, Bulgar ve Rumelililere daha geniş özgürlükler tanınması olmuştur. Bu sırada II. Abdülhamid, iç politikada yaşanacak karışıklıklara karşı Meşrutiyet’i ve Kanun-i Esasi’yi ilan etmiştir. Kanun-i Esasi, tam da Tersane Konferansı’nın başlayacağı gün olan 23 Aralık 1876 tarihinde ilan edilmiştir.

Savaş İlanı ve Mithat Paşa

Sultan II.Abdülhamid, Tersane Konferansı’nda Hristiyan azınlıklara daha geniş haklar vererek savaş fikrine daha temkinli yaklaştığını göstermiştir. Ancak Sadrazam Mithat Paşa ve destekçileri savaşma yanlısı olmuşlardır. Mithat Paşa’nın zafere olan ihtiyacının yanı sıra 1853’te kazanılan Kırım Savaşı, Osmanlı Devleti’ne özgüven vermiştir. Tersane Konferansı’nın ardından İngiltere, Londra’da bir konferans düzenlemiştir. Tersane Konferansı’nda alınan kararlara benzer kararlar alınmış ve sonuç değişmemiştir. Mithat Paşa, bu durumu iç işlerine müdahale olarak kabul etmiştir.

Diplomatik çabalar sürerken, Rusya olası bir savaşa hazırlanmaya başlamıştır. Bununla birlikte Rusya; Paris Anlaşması’nın Karadeniz’de tersane ve savaş gemisi bulundurmama hükmünü tanımadığını duyurmuştur. Mithat Paşa’nın keskin tavrının ardından Çarlık Rusya yönetimi, 24 Nisan 1877’de  Osmanlı Devleti’ne savaş ilan etmiştir. Ertesi gün toplanan Meclis-i Umumi’de  Mithat Paşa’nın çabalarıyla Osmanlı’nın savaşacağı duyurulmuştur.

Plevne savunması ise Osman Nuri Paşa’ya (Gazi Osman Paşa) kalmıştır. Şıpka Geçidi’ni geri almak için mücadele gösteren Osmanlı birliklerinden yardım alamayan Osman Nuri Paşa, Plevne’yi 145 gün boyunca savunmuştur. Plevne’de Ruslar üç defa mağlup edilmiştir ve Sultan II.Abdülhamid, üçüncü Plevne başarısından sonra Osman Nuri Paşa’ya  “Gazi” ünvanını vermiştir. Ancak Osmanlı’dan yardım gelememesi ve Rus- Romen ordularının sayıca üstün olması sebebiyle Plevne düşmüştür (10 Aralık 1877).

Kafkasya Cephesi’nde ise çok sayıda savaş olmuştur. Kafkas Cephesi’nin kumandanı Ahmed Muhtar Paşadır. Devamlı takviye alan Rus ordusu, 30 Nisan’da Doğu Bayezid’i ele geçirmiştir.  Ahmed Muhtar Paşa; Ruslara karşı Halyaz, Zivin ve Gedikler Meydan Muharebelerini kazanmıştır. 15 Ekim 1877 tarihinde yaşanan Alacadağ Meydan Muharebesi,  Ahmed Muhtar Paşa’nın daha fazla zayiat vermemek için Erzurum’a çekilmesiyle sonuçlanmıştır. 18 Kasım’da Ruslar, Kars’ı ele geçirmiştir. Fakat Erzurum’u almayı başaramamışlardır.

93 Harbi- Detaylar

93 Harbi; Osmanlı İmparatorluğu’nu çöküşe götüren savaşlardan biri olmuştur. Müslim-Gayrimüslim yüz binlerce insan öldürülmüş, tecavüze uğramış ve zorla göç ettirilmiştir. Sistematik bir soykırım olduğu iddiası, gerçeklikten o kadar da uzak değildir. Kars , 40 yıl boyunca Rusların kontrolü altında kalmıştır. Düşman birliklerinin, payitahta kadar ilerlemesi; deyim yerindeyse Osmanlı Devleti’ni rezil rüsva bir durum içinde bırakmıştır. Rusların Yeşilköy’e işgal hatırası olarak “Rus Abidesi” dikmesi de yenilginin tuzu biberi olmuştur. Sonraları bu heykel havaya uçurulsa da 93 Harbi tarihe kazınmıştır.

Mithat Paşa’nın, Kırım’da olduğu gibi dış devletlerden yardım alabileceğine olan inancı ve zafer gereksinimi; Osmanlı Devleti açısından oldukça ağır bedeller ödemesine sebep olmuştur.   II.Abdülhamid gelişen dünyaya ayak uydurmak gerektiğini savunmuş olsa da; savaşa girmek istememesinin asıl nedeni: Ahmet Muhtar Paşa ve üst düzey komutanlardan  Ali Rıza Paşa’nın, Rusya’yla savaşacak gücün olmadığını beyan etmeleri kabul edilmiştir. Ancak Osmanlı ordusunun silah ve teçhizat açısından Rus ordusundan güçlü olduğu bilinmektedir. Buna karşı, Rusya’nın sürekli takviye alması savaşta belirleyici unsur olmuştur.

Savaş sonrası raporların ışığında kesin bir Rus galibiyetinden bahsetmek mümkün olsa da, Rusların savaş sevinci yaşadığı söylenemez. Tarihçiler bunu “Pyrrhus Zaferi” olarak açıklamışlardır. Dilimize Pirus Zaferi olarak geçen bu tanım; çok fazla kayıp verilerek elde edilen anlamsız başarı anlamına gelmektedir. Zararı faydasından çok olan zaferlere Pirus Zaferi denmektedir. Ruslar açısından da durum bu şekilde olmuştur. Plevne’de art arda aldığı yenilgiler ve tifüs salgını, Rus ordusunun yarısını yok etmiştir.

Berlin Antlaşması’nın ardından Fransa ve İngiltere, Osmanlı Devleti’nin toprak bütünlüğünü korumaktan vazgeçmiş ve Ermeni kelimesi ilk kez resmi bir kaynakta bu şekilde geçmiştir.

Nene Hatun’un, kundakta bebeğini bırakıp Aziziye Savunması’nda çarpışması ise 93 Harbi’nin en vurucu noktalarından biri olmuştur.

Osmanlı Devleti ise bir süre daha varlığını korumuştur, 1912’de başlayan Balkan Savaşları ise Osmanlı Devleti’ne Balkanlarda son darbeyi vurmuştur.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.