Ayaklardaki Şıklık; 2018 Sandalet Modelleri

Özellikle son yıllarda, sandaletler ilkbahar ve yaz aylarında olduğu kadar, sonbahar ve kış aylarında da ayakkabı defilelerinde yer almaya başlamışlardır. Tasarımcıların birbirinden tarz modellerle görücüye çıkardığı bu ayakkabılar, 2018 yaz sezonunda da hanımlarımızın beğenisini kazanabilecek nitelikte hazırlanmaktadır. Şimdi gelin, ayaklardaki şıklık; 2018 sandalet modelleri nelermiş birlikte inceleyelim.

Geçen senenin en trend modeli olan bilekten bağlanan sandalet ayakkabılar, bu sezonunda en beğenilen seçeneklerinden birini oluşturuyor. Özellikle uzun boylu hanımlarımızda oldukça zarif görünen bilekten bağlanan sandalet ayakkabılar, günlük kombinlerde kullanılabildiği gibi, gece davetlerinde de giyilebilmektedir.

Uzun etek bir elbise giymeyi planlıyorsanız, giyeceğiniz ayakkabının etek altında görünmemesi gerektiğini, eteğinizin yeri süpürerek, ayakkabıyı örtmesi ayrıntısını unutmamanız gerekiyor. Bunun haricinde sandaletlerinizi, pantolon, mini etek ve şortlarınızla da rahatlıkla kullanabilirsiniz.

Bacak boyu daha kısa olan hanımlarımızın, sandalet seçimlerinde daha ince bağcıklı olanları tercih etmeleri, görüntü bakımından daha estetik olacaktır.

2018 senesinin bir diğer yıldız tarzını ise, stiletto sandalet modelleri oluşturuyor. Ön kısmı sivri burunlu, arkasından iplerle farklı şekillerde bağlanarak tasarlanan bu sandaletler; şalvar, minik etek ve şortlarla mükemmel kombinler oluşturabiliyor. Özellikle son yıllarda oldukça beğenilmeye başlayan stiletto sandaletler, harika görüntüleriyle feminen bir hava yakalıyor.

Lady Gaga’nın ayaklarında görmeye aşina olduğumuz, arkaya doğru çıkık topuk modele sahip, kaba sandaletler ise, he ne kadar gündelik hayata uygun olsalar da pekte sevilen tarzlar arasında yer almıyor.

Yüksek topuklu ayakkabılar üzerinde rahat edemeyen kadınlar için tasarlanan flat sandaletler, birbirinden farklı renk ve çeşidiyle, tüketicilerin beğenisini toplayacağa benziyor.

Rahatlık bakımından da oldukça kolaylık sağlayabileceğiniz ayaklardaki şıklık; 2018 sandalet modelleri arasından, kendinize uygun olan birini tercih ederek, sizde tarzınızı belirleyebilirsiniz.

Oldukça geniş renk ve desen çeşitlemesi bulunan bu ayakkabılarınızı, ister gündelik hayatınızda sokak modasında, ister özel gecelerinizde davetlerinizde kullanabilirsiniz. Bunun için tek yapmanız gereken, renk uyumunu sağlayarak, kullanacağınız ortama, elbiseye ve çantaya uygun kombinlemeyi başarabilmeniz. Kombinlerinizi yaparken, senenin trend renklerini inceleyebilir ve kafanızda birbirinden şık tarzlar oluşturabilirsiniz.

Anne ve Kız Zarafeti Kıyafet Kombinleri

Son yıllarda yıldızı parlayan moda trendlerinden bir tanesi de anne ve kız zarafeti kıyafet kombinleri olarak karşımıza çıkmaktadır. Modayı yakından takip eden anneler ve sevimli kızlarının bir örnek giyindikleri bu kıyafetler, tasarımcıların yaratıcı modelleri sayesinde oldukça ilgi görmeye başlamıştır.

Zaman içinde, özellikle sokak modasında sıklıkla karşılaşmaya başladığımız bu trende, özellikle sosyal medyada büyük ilgi gösterilmektedir. Taleplerin bu yönde hızlı bir şekilde artmasıyla, pek çok ünlü firma, anne-kız elbise ve kıyafet kombinlerini koleksiyonlarına eklemişlerdir.

Sokak modasının yanı sıra, özel günlerde ve davetlerde de kullanılan bu bütünlük, hoş anıların biriktirilmesine de imkân sağlamaktadır.

Anne Kız Kombinleri

Modanın içindeki değişimleri gözlemleyen hanımlarımız, bu başarılarını çocuklarını giydirirken de göstermektedir. Oldukça sevimli kıyafetlerle çocuklarıyla bütünlük oluşturan kadınlar, böylelikle aralarındaki bağında kuvvetlenmesine katkı sağlamaktadırlar.

Diğer yandan annelerini kendilerine rol model olarak gören çocuklar, onlarla bir örnek giyindiklerinde kıyafetleri büyük bir mutluluk içinde taşıyarak, sevimli görüntüler çizmektedir.

Moda tasarımcıları, özellikle kız çocuk sahibi olan annelerin uyguladıkları bu yöntemin, daha uzun yıllar boyunca moda dünyasının bir uzantısı olarak kalmaya devam edeceğini belirtmektedir.

Senenin dört mevsimi, farklı örneklerini gördüğümüz ve günden güne şekillenen, renklenen bu kombinler; sadece ülkemizde değil, dünyanın birçok ülkesinde de değerlendirilen trendler arasında yer almaktadır.

Giyim parçalarından aksesuarlara, çantalardan ayakkabılara kadar, her bir detay düşünülerek oluşturulan anne ve kız zarafeti kıyafet kombinleri, modanın her alanında değişik örnekler sergilemektedir. Zaman içinde, bu yönde taleplerin artmasıyla birlikte, koleksiyoncu ve firmalar çalışmalarına hız kazandırmaya başlamışlardır.

Bu kombini uygulamak isteyen anneler, firmaların özel olarak ürettikleri hazır kombinlerinden yararlanabilecekleri gibi, kendileri de uygun parçalarla trendi rahatlıkla takip edebilmektedir.

Anne ve kız kombini yapılırken dikkat edilmesi gereken önemli nokta; sırf bütünlük oluşturabilmek adına, çocuğun yaşından büyük bir görüntüye sokulmamasına dikkat edilmesidir. Uzmanların bu anlamda uyardıkları anneler, aksi takdirde çocuklarının ruhsal gelişimi üzerinde olumsuz izler bırakabilmektedir.

Düzgün empati ve uyum yakalandığında, harika görüntüler meydana getiren bu trend, yalnızca kullananlar değil, herkes tarafından sevilerek karşılanmaktadır.

Makyaj Nedir?

Makyaj çoğu kadının kendini güzel ve iyi hissetmesini sağlayan bir eylemdir. Her kadının makyaj yapma tarzı farklıdır bu yüzden makyaj nasıl yapılır? Sorusunun cevabını haberimizde sizin de çok iyi anlayacağınız şekilde anlatmış olduk.

Makyaj Nasıl Yapılır?

Bu sorunun cevabından daha öncelikli olanı “ben nasıl makyaj yapmalıyım?” sorusunu kendinize sormanız. Çünkü hangi makyajı istediğinizi bilmezseniz nasıl makyaj yapacağınızı da bilemezsiniz. Bu yüzden yapacağınız makyajdan kötü sonuç almanız kaçınılmaz olabilir.
Cildiniz yağlı mı?
Gözleriniz büyük mü?
Ten renginiz nasıl?

Bu ve buna benzer onlarca soru kendinizi ve yüzünü tanımak için iyi bir yoludur.

Yüzünüzü ve cildinizi tanımak biraz zamanınızı alabilir ancak bu hem sağlığınız açısından hem de güzelliğinizi korumak için gerekli bir işlemdir.

Cildinizi tanıdıktan sonra ne yapmak istediğinize karar verin. Yüzünüzdeki kusurları mı kapatmak istiyorsunuz yoksa belli bölgeleri mi ön plana çıkarmak istiyorsunuz? Duru bir makyaj mı yapmak istiyorsunuz yoksa bulunduğunuz ortamın dikkatinizi üstünüze çekecek ağır şık ve gösterişli bir makyaj mı yapmak istiyorsunuz? Özel bir akşam yemeği makyajı mı yapmak istiyorsunuz yoksa dışarıda sosyal bir arkadaşlarınız ile kahve içmek için hafif bir makyaj mı istiyorsunuz? İşte tüm soruların cevabı bu haberimiz de.

Doğru Makyaj İçin Yapılması Gerekenler:

Birincil olarak makyaj yapmaya başlamadan önce yüzünüzü tamamen temizlemeye özen göstermelisiniz.

Göz makyajı nasıl yapılır?  Eğer cildiniz kuru bir yapıya sahip ise yüzünüze bir nemlendirici sürün. Nemlendiriciyi eliniz ile iyice dağıttıktan sonra yüzük parmağınız ile kremi cildinize uygulayın. Göz makyajı için en önemli olanı fardır. Ama aklınıza klasik far kavramı gelmesin. Sade bir makyaj yapacak olsanız dahi açık tonlar da  (ten rengi, pudra) far kullanmanız gereklidir. Daha sonrası için dilerseniz göz kalemi veya eyeliner yardımı ile küçük ve ince dokunuşlar yapabilirsiniz.
Yapacağınız son dokunuşlar maskara! Gözlerinizin büyük ve güzel görünmesi için kirpiklerinizin dolgun görünmesi önemlidir.

Ciltteki renk tonunu nasıl eşitleyebiliriz?  Cildinizdeki renk tonları eşitlemek için en iyi yol doğru fondöteni kullanmış olmanız.  Alacağınız fondötenin cilt renginizden ne çok koyu ne çok açık olmalı. Bu seçimi yaparken söylenenlerin aksine fondöteni kolunuza sürerek değil boynunuza deneyerek alın. Çünkü yüzünüzün rengi ile kolunuz arasında ton farkı olabilir. Bir diğer püf nokta ise uygun bir fırça yardımıyla uyguladığınız fondöten cildiniz de daha kalıcı olacaktır.

Kapatıcı nasıl uygulanmalı? Kapatıcılar fondötenlerden sonra uygulanan ve yüzünüzdeki kusurları kapatmak için harika bir üründür. Daha iyi bir etki sağlaması için kapatıcıyı uygun bir fırça yardımıyla uygulamalısınız.

Allık nasıl kullanılmalı? Allığınız yapmış olduğunuz makyaj tonuna uygun olmalı ve cilt yapınıza uygunluğu da önemlidir. Bir başka önemli olan konu ise allık fırçanızın uygun olmasıdır.

Ruj kullanımı nasıl olmalı? Çeşit ve renk olarak her geçen gün artış gösteren rujlar, makyajınızın bitmesi aşamasın da son dokunuş olabilir. Eğer göz ve yüz makyajınız ağır tonlarda yapılmış ise rujunuzu daha açık tonlarda tercih etmelisiniz. Böylece ortamdakilerin dikkatini bir noktada toplamış olursunuz.

 

 

 

 

 

Çocukta Fiziksel Gelişim ve Gelişim Dönemleri

Fiziksel Gelişim

insan düşünen, duygulanan ve iş yapan bir organizmadır, devamlı gelişme halindedir, aynı zamanda karmaşık (kompleks) bir organizmaya sahiptir, insanın vücudu hem davranışlarının kaynağı hem de yaşamasının aracıdır, insan düşünmek, duygulanmak ve iş yapmak için vücudunu kullanır. Böylece vücut insanın tüm kişiliğinin temelidir. Diğer yandan insanın yalnız başına vücut yapısının ne olduğunu bilmek de yetmez, asıl onun vücudunun nasıl bir süreç içinde geliştiğini de tanımak gerekir. Fiziksel gelişim terimi hem öğrencinin vücut yapısını, hem de bir süreç olarak vücut yapısının gelişimini, bir bütünlük içinde ifade etmektedir.

Bu ünitemizin amacı öğrencilerin hem vücut yapılarını tanıtmak hem de fiziksel gelişimlerini ulaşabilecekleri en yüksek seviyeye yöneltmenin yollarını açıklamaktır.

Doğum Öncesi Fiziksel Gelişim

Döllenmeden sonra hücre kendi içinde bölünerek çok hızlı bir çoğalma gösterir ve onuncu gününe doğru, rahim duvarına yapışır, ikinci haftasına doğru da artık gelişen bir organizma olmaya başlar. Döllenmeden itibaren ikinci haftanın sonuna kadar süren bu devreye dölüt devri diyoruz. Bu sırada dölütün büyüklüğü ancak bir toplu iğne başı kadardır.

Dölüt devrinden sonra embriyon devri gelir ve 8 hafta kadar sürer. Bu devrede organizma yavaş yavaş biçimini almaya başlar. Döllenmeden itibaren üçüncü haftasında embriyonda kalbin ilkel şeklinin meydana geldiği ve atmaya başladığı görülür. Embriyon devrinde sinir sistemi çok hızlı gelişme gösterir. dolayısıyla bu devrede ananın sağlığının bozulması embriyona büyük etkide bulunur.

Döllenmeden itibaren 10 uncu haftada fetüs devri başlar. Bu devre doğuma kadar devam eder. Gebeliğin 3 üncü ve 5 inci ayları arasında fetüsün vücudu hızlı bir büyüme ile normal görünüşünü almaya başlar. Gebeliğin 16’ncı haftasında fetüsün hareketleri anası tarafından duyulur. Bu çağda fetüsün boyu 100-105 milimetreye yaklaşmıştır. Gebeliğin 20’ncı haftasında fetüsün ağzı, açılıp kapanma hareketleri yapmaya başlar, göz kapakları sıkı sıkıya kapalı olduğu halde gözünde kamaşmaya benzer hareketler görülür, ellerde sıkma hareketleri vardır, saçlar ve tırnaklar çıkmaya başlar, ter bezleri gelişir.

Gebeliğin yedinci ayına doğru fetüsün yüzü ve vücudu kırışık kırışık ve pembedir. Doğuma doğru ise fetüsün bütün organları yaşaması için gerekli görevlerini yapabilecek olgunluğa erişirler.

Doğum öncesi gelişim kalıtımın ve çevrenin etkisi altındadır. Çocuk, doğumdan önce, normal şartlar altında, tek hücre halinden görevlerini ilkel de olsa, yerine getirebilecek bir organizma oluncaya kadar, gelişmesine düzgün olarak devam eder. Bu yüzden çocuğun hangi ayda nasıl bir gelişim gösterdiğini tahmin etmek de kolaylaşır. Eğitim için önemli olan, doğum öncesi çağda, çocuğun gelişimindeki çevresel etkenlerdir. Kalıtımı

değiştirmek mümkün değildir, fakat çevresel etkenlerle, kalıtımın çocuğa Verdiklerini, tıpkı doğumdan sonra olduğu gibi, tam olarak geliştirmek veya geriletmek mümkündür. Bu yüzden öğretmen, ana-baba ve ilgililerin dikkatini bu çevresel etkilere çevirmesi zorunludur.

Doğum Öncesi Gelişmeye Çevrenin Etkileri

Hamile ananın fiziksel ve duygusal durumu çocuğa büyük etkiler yapmaktadır. Bunun yanı sıra hem rahimin iç çevresinden, hem de dışardan gelen etkiler de yine çocuğun gelişimini etkilemektedir. Bu etkileri kısaca gözden geçirelim.

Ana karnındaki çocuk, kendine gerekli besini, rahime bağlı çeşitli kanallardan almaktadır. Anasının yetersiz beslenmesi, rahimdeki çocuğun da yetersiz beslenmesin? sebep olmaktadır. 210 hamile kadın üzerinde yapılan deneme hamilelik süresince iyi beslenmenin önemini ortaya

çıkarmıştır. Hamileliklerinin 4 veya 5 inci aylarına kadar iyi beslenemeyen bu kadınlardan 90’nına yeterli bir beslenme rejimi uygulanmış, diğer 120 si ise yetersiz beslenmelerine devam etmişlerdir. 210 kadının doğan çocukları üzerinde yapılan incelemede, yeterli beslenen kadınların çocuklarının genel olarak çocuk hastalıklarına karşı daha dayanıklı, boyca ve ağırlıkça daha normali oldukları, yetersiz beslenen kadınların çocuklarının ise, bunun aksine bir durum gösterdikleri görülmüştür. Düşükler, erken doğumlar, ilk haftalardaki çocuk ölümleri ve hastalıkları daha çok ananın hamilelik sırasındaki yeterli beslenmemesinden meydana gelmektedir.

Hamilelik sırasında ananın aldığı çok miktardaki alkollü içkiler ve uyuşturucu maddeler, hatta gereksiz yere ve devamlı alınan ilaçlar da çocuğun gelişimine etki yapmaktadır. Bunların zararı arttıkça düşüklerin oranı da artmaktadır. Diğer yandan hamilelik sırasında çok içilen sigara da aynı etkileri yapabilmektedir.

Daha önceden veya hamilelik sırasında hasta olan anaların çocukları tam gelişimlerini yapamamaktadır. Frenginin, hamilelik sırasında anasından çocuğuna geçtiği bilinmektedir. Bir çok bulaşıcı hastalıklar hamilelik sırasında anadan çocuğa geçememektedir (verem, sıtma, tifo gibi). Fakat hamilelik sırasında hastalık yüzünden ananın zayıflaması, yeterli beslenmemesi ve psikolojik sarsıntılar geçirmesi çocuğa olumsuz etkiler yapmaktadır.

Geri zekâlı ve duygusal bozuklukları olan çocukların doğuşlarını inceleyen psikologlar, normal çocuklara bakarak bunların daha yüksek oranda erken doğduklarını veya analarının hamilelik sırasında kan dolaşımlarında veya böbreklerinde bozuklukların olduğunu veya fizyolojik rahatsızlıklar geçirdiklerini bulmuşlardır. Hamilelik sırasında duygusal rahatsızlıklar geçiren anaların çocukları, normal çocuklara bakarak daha yüksek oranda saraya tutulmaktadır.

Ana ile fetüsün kan uyuşmazlığı da düşüklere, erken doğumlara ve doğduktan hemen sonra çocuk ölümlerine sebep olmaktadır.

Yapılan araştırmalar ananın yaşının çocuklara yaptığı etkinin de önemli olduğunu ortaya çıkarmıştır. 20 yaşından küçük 35 yaşından büyük anaların çocuklarında geri zekâlılık oranı, 20-35 yaş arasındaki anaların çocuklarından daha yüksektir.

Hamilelik sırasında sinirli olan, aşırı kaygılara veya endişelere düşen anaların çocuklarında doğumdan sonra ağlama, sinirlilik, rahat duramama halleri daha yüksek oranda görülmektedir. Diğer yandan hamilelik sırasında aşırı gürültü, karın bölgesine yapılan aşırı tazyikler, fetüsün tepkilerde bulunmasına sebep olmaktadır. Eğer bu etkiler devamlı olursa çocuğun doğumdan sonra da yukarıdaki sinirlilik veya rahatsızlık hallerim göstermesine sebep olmaktadır.

Görülüyor ki, doğum öncesi gelişiminde çocuğa etki yapan bir çok değişkenler vardır. Burada tartışılanlar şüphesiz ki genel nitelikte ve önemli olan bazı etkenlerdir. Bunları çoğaltmak mümkün olduğu gibi her çocuğun doğum öncesi gelişimine etki yapan bazı özel etkenler de bulmak mümkündür. Diğer yandan çocuğun doğum şekli de önemlidir. Sezaryenle (ameliyatla) doğan, erken veya geç doğan, doğum sırasında incitilen veya şiddetli darbelere maruz kalan çocuklar da yine doğumdan sonra bunların etkisiyle gelişimlerinde olumsuz durumlar gösterebilirler.

Doğum öncesi gelişimin önemi, son yıllarda yapılan araştırmalarla, daha da artmıştır. Araştırmalar, doğum öncesi çağın gelişim bozukluklarının çocuğun ileriki yıllardaki gelişimine de etki yaptığını göstermektedir. Bu yüzden eğitimciler doğum öncesi çağa da önem vermeye başlamışlardır.

GELİŞİM ÇAĞLARI VE GELİŞİM GÖREVLERİ

Çocukların kendi kendilerine yaptıkları günlük etkinlikler onların gelişim görevlerine uygunluk gösterir. Bir çocuğun yeteneklerinin elvermeyeceği bir işi yaptığını görmek pek mümkün değildir. Böylece öğrencinin gözlenen etkinlikleri onun gelişim seviyesi hakkında önemli ipuçları verir. Çocuğun ilgileri ise onun daha ileriki gelişim görevlerine erişmesine yarayan önemli kanıtlardır.

Bir sınıfta bulunan öğrencilerin arasındaki bireysel farklılıkların genişliği her öğrencinin gelişimini ayrı ayrı tanımaya bizi zorlamaktadır. Ancak aynı gelişim devrelerinde bulunan çocukların çoğunlukla aynı özellikleri gösterdiği de bir gerçektir. Bu yüzden eğer biz öğrencilerin gelişim çağlarına göre gösterecekleri gelişim özelliklerini bilebildiğimiz takdirde onların bunlardan ayrılan yönlerini daha kolaylıkla ayırt edebilir ve tanıyabiliriz.

Gelişim görevleri, normal olarak, insanın hangi takvim yaşında hangi gelişim seviyesinde bulunması ve hangi alanlardaki gelişimini gerçekleştirmesi gerektiğini gösterir. Böylece takvim yaşına göre normal olarak gerçekleştirilmesi gereken gelişim görevlerine bakarak öğrencinin gelişiminin ne durumda olduğunu anlamamız kolaylaşmaktadır.

21 yaşına kadar olan çağlarla bu çağlarda gerçekleştirilmesi gereken gelişim görevleri kısaca şu şekildedir:

Doğum Öncesi Dönem

Döllenmeden doğuma kadar çocuğun ana rahminde geçirdiği 250-300 (ortalama 280 gün) doğum öncesi çağ olarak adlandırılır. Bazen 180-250 gün arasında erken doğan çocukların olduğu, bunların da yaşayabildiği görülmektedir. Bu çağa ilişkin tespit edilmiş bir gelişim görevi mevcut değildir.

Okul Öncesi Dönem

Okul öncesi çağ ikiye ayrılır. 0-2 yaş arasına bebeklik çağı diyoruz. Bu çağın diğer bir adı da süt çağıdır. 2-6 yaş arası da ilk veya birinci çocukluk çağı adını almaktadır.

Bebeklik çağının gelişim görevleri: Bu çağda her çocuğun yürümesini öğrenmesi; katı yiyecekleri yiyebilmesi; işeme ve dışkı çıkarmayı kısmen kontrol edebilmesi; uyuma, yeme gibi ihtiyaçlarını gidermede ilk alışkanlıkları kazanması; yalın bir kaç kelimelik cümlelerle ihtiyaçlarını bildirebilmesi; ana-baba ve kardeşlerine oldukça uyabilmesi; evde uyulması gereken basit kuralları öğrenebilmesi gerekir.

Birinci Çocukluk Döneminin Gelişim Görevleri

  • Bu çağda her çocuğun yürümeyi, ev yemeklerini yemeyi ve fizyolojik ihtiyaçlarını gidermeyi (yeme, uyuma, içme gibi) kendi başına oldukça ustalıkla başarması;
  • işeme ve dışkı çıkarmayı oldukça başarılı şekilde kontrol altına alması;
  • kendini oldukça iyi anlatabilecek şekilde (özellikle çağın sonuna doğru) konuşmasını öğrenmesi;
  • sosyal ve fiziksel gerçekler hakkında basit kavramları geliştirmesi; insanlar arasındaki cinsel ayrılığı tanıması ve kendi cinsinin basit rollerini yapabilmesi;
  • neyin doğru neyin yanlış olduğuna ilişkin basit gerçekleri öğrenmesi;
  • başkalarının dertlerine ortak olmada ilk kavramları edinmesi; aile çevresine ve disiplinine oldukça uyabilmesi;
  • ana-babaya, büyüklerine ve küçüklerine nasıl davranılacağım kısmen öğrenmesi;
  • bu çağın sonuna doğru anaokulunun öğrenim görevlerini yapması gerekir.

Okul Dönemleri

Okul çağları dörde ayrılır. 6-10 veya 12 yaşları arası son veya ikinci çocukluk çağı; 10, 12 ilâ 13, 14 yaşları arası erinlik çağı; 13, 14 ilâ 17 yaş arası ilk ergenlik çağı; 17-21 yaş arası da son ergenlik çağı olarak adlandırılır.

İkinci Çocukluk Döneminin Görevleri

Bu çağda çocuklar ilkokul dönemlerindedir. Genel olarak bu çağda her çocuğun ilk çocukluk çağının çocuksu davranışlarından yavaş yavaş kurtulması ve büyüklerin kendisinden istedikleri tavırları takınmasını öğrenmesi akran gruplarıyla oynayabilmesi ve bu grupların ölçülerine, havasına uyması gerekir. Yaşına göre oynayacağı oyunlar için gereken bilgi ve becerilere sahip olması, kendine ve büyüyen organlarına karşı olumlu bir tavır takınması önemlidir.

Ayrıca kendi cinsinin yapması gereken rollerini öğrenmesi ve yapması, ilkokulun öğrenim görevlerini gerçekleştirmesi, günlük yaşayışını düzene koymak ve devam ettirmek için gerekli kavramları geliştirmesi, başkalarının acılarına ve sevinçlerine ortak olmayı, toplumun törelerine uymayı, toplumun değerlerini kabullenmeyi gerçekleştirmesi, sosyal düzene ve sosyal kurumlara karşı iyi bir tavır geliştirmesi gerekir.

Erinlik Çağının Gelişim Görevleri

İkinci çocukluk çağı ile ilk ergenlik çağı arasında kalan ve kısa süren bu çağda her çocuğun erin olmadan dolayı vücudunda meydana gelen değişmelere ve hızlı büyümesine karşı olumlu bir tavır geliştirmesi; erin olmanın gerektirdiği sağlık tedbirlerini almasını öğrenmesi; endişe ve kaygılara kapılması gerekir.

İlk Ergenlik Çağının Gelişim Görevleri

Erinlik ve ilk ergenlik çağının büyük bir kısmı ortaokul devresine rastlar. Bu çağda her ergenin, ortaokulun öğrenim görevlerini başarması çocuksu tavırlardan kurtularak yetişkinlik davranışlarını benimsemeye başlaması, büyüyen ve yetişkinlikteki biçimini almaya başlayan vücudunu kabul etmesini öğrenmesi, psikomotor gelişimini hızlandırmak için beden eğitimine ve spora önem vermesi lazım.

Kendi cinsinin yapması gerekli rollerini gerçekleştirmesi ve karşıt cinse karşı olumlu tavır takınması onlarla olan ilişkilerini olumlu yönde geliştirmesi, akran gruplarında ve çalışma gruplarında olumu tavırlara sahip olarak üyelik veya liderlik görevlerini yerine getirmeli. Ayrıca kişiliğinde, özellikle duygusal davranışlarında bağımsızlık kazanmaya başlaması ve geliştirmesi, ailenin ekonomik gelirlerine yardımcı olmaya çalışması; kendini bir mesleğe doğru yöneltmesi gerekir.

Son Ergenlik Çağının Gelişim Görevleri

Son ergenlik çağının büyük bir kısmı orta dereceli okulların ikinci devresinde ve bir kısmı da yüksekokullarda geçer. Bu çağlardaki her gencin yetişkinlik çağına ilişkin davranışları geliştirmede oldukça başarılı olması kendisine bir meslek seçmesi ve bu seçilen meslek için gerekli bilgi, beceri ve tavırları edinmeye çalışması ve gerçekleştirmesi gerek.

Ayrıca kişisel bağımsızlığını kazanması, evlilik hakkında gerekli bilgileri edinmesi evliliğe ve aile kurmaya karşı olumlu tavırlar kazanması; toplumun problemlerine karşı çözücü bir tavır takınması; kendisine bir yaşam görüşü geliştirmesi gerekir.

Gelişim Görevlerinin Genelliği

Yukarıdaki çağlarda insanların gerçekleştirmek zorunda olduğu gelişim görevleri şüphesiz ki genel kavramlardır. Bireysel farklılıklara göre bu gelişim görevlerinin daha erken veya geç çağlarda gerçekleştirilmeleri mümkündür.

Bundan sonraki göreceğimiz gelişim alanlarında bu bireysel farklılıkların üzerinde ayrıca durulmuş, normallik kavramı içinde bireysel farkların neler olabileceği gösterilmiştir. Ayrıca gelişim alanlarında normalliğin sınırı dışına çıkanların yani normalden sapanların özellikleri üzerinde de kısaca durulmuş, okulun bu gibi öğrenciler için yapabilecekleri açıklanmıştır.

Salon Aksesuarları

Salon aksesuarları denince genel olarak akla ilk gelen seramik, porselen veya cam tasarımların büyük bir takım halinde belli bir köşede sergilenmesi oluyor. Bu belli köşeleri sehpalar, konsolların üzeri ve vitrinlerin içi olarak tanımlayabiliriz. Fakat sadece bu belli yerlere yerleştirilen salon aksesuarları sadece bir yerin vurgulanmasını sağlar.

Salon aksesuarları dekorasyonu ile evinize farklı bir hava katmak istiyorsanız. Aksesuarların her biri için ayrı dekorasyon yapmalısınız. Salon aksesuarları içinde vazolar ayrı bir yere sahiptir. Mobilya olarak nasıl bir model seçmiş olursanız olun mutlaka mobilyanızı tamamlayacak bir vazo çeşidini bulursunuz. Salonunuz için seçeceğiniz vazonun rengine karar verirken ilgi uyandıracak sıcak renkler yerine motifli ya da pastel renklere sahip vazolar tercih etmeniz salonunuzda bütünlük yakalamanıza daha çok yardım edecektir.

Salon aksesuarları tercihinde diğer bir seçenekte biblolardır. Genellikle takım biblo kullanmak salonunuza sıcak ve samimi bir hava katacaktır. İsteğinize göre tekli biblolarda kullanabilirsiniz. Biblo konusunda hayvan figürlerinden, insan figürlerine ya da şehirlere özgü yapılara ait biblolara kadar birçok seçeneğiniz var.

Salon aksesuarları içinde çerçeve maneviyatı yüksek bir aksesuardır. Çünkü çerçeve içinde sevdiklerinizin ya da sevdiklerinizle birlikte çekindiğiniz fotoğraf bulunur. Fotoğraflarınız için etrafı farklı geometrik şekillerle düzenlenmiş, taşlı ya da kalplerle süslenmiş çerçeveler kullanabilirsiniz.

Çerçeveyi tek kullanmayı sevmiyorsanız size birden fazla çerçevenin küçüklü büyüklü dizayn edilmiş şekillerine bakmanızı öneririz. Salon dekorasyonunda şıklık arayanlara salon aksesuarları arasında şamdan veya mumlukları da öneririz. Günümüzde cam ya da metal şamdan ve mumluk çeşitleri oldukça geniş ürün yelpazesine sahiptir.

Salon aksesuarları içinde salonunuza ferahlık ve tazelik getirecek farklı bir aksesuarda çiçeklerdir. Farklı çeşitlerdeki çiçek demetleri salonunuza tahmin edeceğinizden fazla hava katacaktır. İsterseniz kurutulmuş çiçekleri hoşunuza giden bir koku ile harmanlayarak şık bir kâse içinde de kullanabilirsiniz.

Gelelim salon aksesuarları için salonunuzun en geniş alanına sahip duvarlarda nasıl aksesuarlar kullanacağınıza, ister yağlı boya bir tablo ister el işçiliği olan bir ayna ya da dekoratif bir saatle duvarınızı farklı dekore edebilirsiniz.

Özellikle ayna, dar salon sahiplerinin kurtarıcı aksesuarı diyebiliriz. Ayna salonda hem dekoratif bir ortam oluşturur olur hem de alan derinliği artırarak mekânın daha ferah olmasını sağlar.

 

 

Besinlerin Salgı Bezleri ve Kişiliğe Etkileri

Thomas A. Edison, 64 yaşında iken ilk toplumsal konuşmasını yaptığında şöyle dedi: “64 yaşımdayım, fakat çok şükür ki, hâlâ genç bir adamım!”

Kimileri 60 yaşında bile gençkten neden bazıları 30’unda yaşlanırlar? En verimli çağlarında niçin bazıları kamburlaşmış, ciltleri solmuş ve buruşmuş, iş göremez bir duruma gelmişlerdir? Ve neden bazı insanlar sonsuz canlılığın ve sürekli gençliğin sırrını bulmuş gibi görünürler?

İnsanın karakterinde, kısa yoldan amaca ulaşmak ve en iyi yolu bulmak isteği vardır. Bu istek, hasta bir insanın, doktorundan «bir içişte yataktan kaldıracak» harika bir ilâç istemesine benzer. Şişman bir kadının yıllarca biriktirdiği yağlarını birkaç hap yutarak kısa zamanda eritmesini sanması da aynı özelliktedir. Ya da yaşlı ve çökmüş bir insanın, bir mucize sonucu gençlik çağına yeniden dönüşüne inanması da bu soy bir düşüncedir.

Dr. Steinach, yaşlanma nedeni olarak öne sürülen bütün görüşleri eledikten sonra şu gerçeğin kaldığını gördü: Yaşlanma ve ölüm, insanın yaşayıp yıpranmasının bir sonucudur; yaşlanma başladığı zaman, gençliğin her konuda yitirilme hızı ve değişen sağlık durumu, iç salgı bezlerine ve kalıtıma bağlıdır.

Dr. Berman, bu iç salgı bezlerini, «bedenî ve biyolojik geleceği yöneten müdürler heyeti» olarak tanımladı. Bu salgı bezleri yaşlılık yaratmazlar; yaşlanmanın ne zaman ve nasıl yerleşeceğini oluştururlar. Salgı bezlerinin güçleri azalırsa, tam bir sağlıktan ihtiyarlığa başlar ve kısa zamanda tüm bedeni kapsar.

Özellikle seks bezleri, yanlılığı geciktirmek için harcanan çabalarda önemli iş görürler. Bunlar o kadar büyük önem taşırlar ki, Walt Whitman’in dediği gibi: «Eğer seks gücü yitirilmişse, herşey yitmiştir.» Fakat Dr. Steinach seks bezlerinin iki ayrı ödevi olduğunu anladı: Seks bezleri hem içe hem de dışa salgı çıkarmaktadır.

Steinach’ın teorisine göre, dışa çıkarılan salgıdaki spermalar, soyun sürmesini sağlar, ve kana salgılanan hormonlar da bedeni sürekli dinç ve sağlıklı tutar. Demek ki seks salgı bezleri, dışa olan salgısıyla geleceğe hizmet ederken, kana karışan salgısıyla insanın dinçliğini sürdürmekle şimdiki zamanda yararlı olur.

1920’de Dr. Steinach, «Yaşlanan seks bezlerini yeniden çalıştırarak gençleştirmek» isimli teorisini açıkladı. Bunun etkisi sadece bilim çevrelerinde kalmadı, geniş halk kitlesinin hayal gücünü de etkiledi. Önemi açısından bir bomba gibi yankı uyandırdı. Pek ender konuda, bilimsel buluşların teknik yönlerini öğrenme isteği, bu teorideki kadar ilgi görmüştür.

Bu hormonal salgıların çok etkili maddeler oldukları doğrudur, fakat denemeler ve geçen zaman ortaya koymuştur ki, bunlar gerçekte «etkileri geçici» uyarıcılardır. Bu dinçlik uyandıran maddeler kullanıldıktan sonra, eğer kan içinde salgı bezlerini besleyecek besin maddeleri yoksa, etkinin söndüğü ve yeniden gençleşmenin kaybolduğu görülür.

İç salgı bezlerinin sağlığını sürekli sağlamak için tam bir bilimsel beslenmenin kaçınılmazlığı şüphe götürmez. Bu gerçek, daha çok endokrin «iç salgı» bezleri için doğrudur. Dr. Roger S. Williams ve arkadaşları bu gerçeği şu şekilde açıkladılar: «Endokrin bezleri, yüksek metabolizma aktiviteleri olan alanlardır, ve vitamin miktarındaki değişimlere aşırı duyarlıklı olduklarını kabul etmek akla daha uygundur.

Bu iç salgı bezleri, özel metabolizma olaylarının kontrolü ile ilgili bir işleme geçirici görevi yaparlar ve iki katalitik faktörün birbirine eklenmesyle meydana gelen etki, kinetik nedenlerle çok belirli olacaktır.»

Beslenme bozukluğu ve özellikle vitaminlerin azlığı, bütün dokularda hastalıksal değişimler yaratır. Salgı bezleri dokuları da böyle bir durumda hücresel değişimlere uğrar ve bozuk olarak iş görürler. Bezlerin bozuk çalışmasının ne demek olduğunu ve önemini daha iyi anlamak için, çeşitli salgı bezlerini ayrı ayrı ve vitaminlerle ilişkilerini az çok incelememiz gerekir.

İç salgı bezleri, hormon denen maddeleri doğrudan kana salgılar. Hormonlar, kimyasal haberciler olarak çalışır ve bazı organlara emirleri iletirler. Birçok salgı bezlerinin çalışmaları arasında, dikkatlice düzenlenmiş bir işbirliği vardır, ve bu dengenin bozulması, insan bedeninin işlemesi ve biçimlenmesinde bazı büyük ve kimi zaman çok şaşırtıcı değişiklikler oluşturur.

İç salgı bezlerinin doğrudan kan içine salgı yaptığını açıklama şerefi, Fransız Claude Bernard ve İngiliz Thomas Addison’undur.

Kas Yapısı ve Gelişimi İçin Öneriler

Cilt, gözler, saçlar ve dişler güzel olsa bile, bedeni gelişmemiş ve görünüşü düzgün olmayan hiç bir kadın ve erkek güzel olamaz. Yüzü sarkmış, omuzları düşmüş, karnı şişkin ve cılız bir insanın üstün»] de en güzel elbiseler bile iyi durmaz. Biçimi bozuk bir bedeni iki olay yaratır: Kötü beslenme ve uyumsuz bir duygusal yaşam. Beden, dinç kasların kuvvetli çekişleriyle tutulur ve kaslar da yenen besinlerle! Sağlıklı olurlar.

Kaslar proteinden yapıldığına göre beslenmedeki protein yetersizce,   kaslar kuvvetli olamaz, gelişemez ve normal yenilenmesini yapamaz. Kaslar gevşek ve sarkıksa, kısa bir süre günde kaç gram protein yediğinizi düşününüz; % 80’i hayvansal protein sağlayınız. Karaciğer, beyin, böbrek, yumurta, yağsız et, peynir, süt ve yoğurt gibi hayvansal protein kaynaklarına öncelik tanıyınız.

Vitamin ve madenlerin çoğu ve özellikle iyot, potasyum, kalsiyum, fosfor, D ve B vitaminleri, kasların normal kasılıp uzamasını sağlamada belirli bir iş görürler. Besinlerinizde bu maddelerin bulunmasına özen gösteriniz.

Aşırı gitmemek koşuluyla kasları çalıştırmak, çeşitli beden eğitici hareketler yapmak da kasları geliştirir ve ‘kuvvetlendirir; görünüşün güzelleşmesine büyük katkıda bulunur. Günde en az 20 dakika sportif hareketler yapmalı ve özellikle karın kaslarını içeri çekerek çalıştırmalıdır.

Psikiyatrların açıklamasına göre, içe kapanık yaşayan, umudunu yitiren, hayattan korkan, ve belki de düş kırıklığına uğramış, başarısızlığa inanmış bir insan, bu duygularını yürüyüş ve duruşunda çok açık olarak belli etmektedir. Ben, birçok aşağılık kompleksinin yetersiz beslenme sonucu olduğunu ve beslenme düzelince hayata bakış açısının da değiştiğini gördüm. Kötü bir duruş ve ruhsal bunalım, kötü beslenmenin en belirli sonuçlarından biridir. Beden ve beyin sağlığı bozulan insan, değişime uğramış besinleri değil, sadece doğal besinleri yemek için elinden geleni yapmalıdır.

Görünüşünüzü etkileyen ve artık düzeltilmesi mümkün olmayan bir sağlıksız iskeleti, gelişme çağında kalsiyum ve D vitamini yönünden kötü besleyen anne ve babanız armağan etmiş olabilirler. D vitamini eksikliği çok fazlaysa, madenler iyi yerleşmediğinden kemikler geniş ve dayanıksız olur. Böyle bir kemik genişlemesi,   kötü biçimli göğüs ve yüz iskeletine, dışa fırlak diş ve çenelere, geniş bir alına neden olur.

D vitamini eksikliği çok değilse, kemikler az gelişir ve ince kalırlar; dar bir yüz ve diş dizisinde bozukluk, küçük çene kemiği oluşur. Ergenlik çağı sonunda kemiklerin gelişmesini tamamlamasıyla bu bozukluklar bir daha düzeltilemez. Bu nedenle, iskeleti iyi gelişmiş güzel çocukları olmasını isteyen anne ve babalara verilecek en iyi öğüt, bebeklikten büyüme çağı sonuna dek, yaz ve kış her gün 1000 ünitelik D vitamini vermesidir.

D vitamini alışılmış besinlerde bulunmadığı ve son 30 yılda bebek ve çocuklara balık yağı da verilmediğinden, bugün birçok yetişkin insanın iskeleti düzgün gelişmemiş olarak karşımıza çıkmaktadır.

Kendinizi özenle aynada inceleyiniz. Olabileceğiniz kadar ilgi çekici misiniz? Cildiniz kusursuz, dişleriniz sağlam, saçlarınız parlak renkte olsa bile, onları iyi besinlerle sürekli beslemezseniz, harika özelliklerini koruyamazlar. Güzellik, iç sağlığın bir belirtisi olduğuna göre, eğer bedeninizden güzellik ve esenlik fışkırmıyorsa, şimdiki durumunuzla yetinmeyiniz.

Çocuklarda Sağlıklı Kişisel Gelişim

Çocukların fizyolojik gelişimi için yapılması gereken tüm şartlar yerine getirilirken, duygusal gelişimi için alınması gereken önlemler genellikle ihmal edilmektedir. Oysa çocuklarda sağlıklı kişisel gelişim izlenmesi gerekliliği, en az fizyolojik gelişimi kadar önem taşımaktadır.

Bir çocuğun kişisel gelişiminin tamamlanabilmesi için, 0-6 yaş dönemine çok dikkat edilmesi gerekmektedir. Bu dönemde, çocuğa karşı davranışlar ve eğitimi, gelecekte onun kişiliğini belirleyecek faktörlerdir.

Çocuğun Gelişiminin Şekillendiği Dönemler

Bebeğin Bağlanma Dönemi (0-18 ay aralığı): Bu dönem aralığında bulunan bebeklerin, ihtiyaçlarını sevgi ve şefkatle karşılayacak bakıcılara ihtiyaçları bulunmaktadır. Bakıcıdan kastedilen,  başta anne olmak üzere, baba, ailenin büyükleri ve profesyonel bakıcılardır. Bebeğin altını değiştirecek, acıktığında onu doyuracak, banyosunu yaptıracak bu kişiler, ihtiyaç doğduğunda, bebek ağlatılmadan eylemleri yerine getirmelidir. Bebeğin katıla katıla ağlatılarak, ihtiyaçlarının ertelenmesi onun gelişimine ve sağlığına zarar verecektir.

Duygusal ihtiyaçlarına gelindiği zaman, bebekle göz teması kurulması, ona ninni söylenmesi, ölçülü hareketlerle okşanması (genital bölge çevresine dokunulmadan ve bebek mıncıklanmadan) ve banyo sonrasında yapılacak şefkat dolu yumuşak bir masaj şeklinde sıralanabilir.

Bebeğin duygusal ihtiyaçlarının, tek bir yetişkin tarafından, düzenli aralıklarla yapılması önemli bir faktördür. Bu bebeğin temel güven duygusunun tabanını oluşturarak, ileride bir birey olduğunda ikili ilişkilerde sağlıklı davranışlar sergilemesine yardımcı olacaktır. Güven duygusu gelişmeyen bireyler, güvensiz, öfkeli, asosyal kişiler olarak büyüyebilmektedir.

Çocukta Ayrılma ve Özerklik Dönemi (18-36 ay): Bu dönem, çocuğun annesinden ayrı olarak, kendi başına bir şeyler denemeye başladığı ve kendine yetebilmeye adım attığı dönemlerdir. Kendini ifade ederek derdini anlatan, yürüme eylemini gerçekleştirmeye başlayan bebeğe bu imkânlar sağlanmazsa, çocuk kendisini yetersiz hissedeceği için, ileride annesine bağımlı yetişecektir. Çocuğun 2 yaşına bastığı zaman, ebeveynlerinden ayrı odada uyutulması bu konuya örnek olarak gösterilebilir. Anne ve babaların aşırı korumacı tutumları, kişisel gelişime zararı dokunan davranışlardır.

Çocuğun Kimlik Gelişimi Dönemi (36 ay-5 yaş): Bu dönem, çocuğun kişilik gelişiminin oluşmaya başladığı, kendini tanımladığı ve benlik algısının geliştiği dönemdir. Kendini kanıtlamak isteyen çocuğa bir birey olduğu hissettirilerek, bu imkân sağlanmalıdır. Çocuğun özgüveninin oluşması ve başarı duygusunu tadabilmesi için, özbakım becerilerini yapmasına izin verilmelidir. Bu dönemde, çocukların okul öncesi oyun gruplarına gönderilerek sosyalleşmesi sağlanabilir.

Çocuklarda sağlıklı kişisel gelişim bakımından oldukça önemli olan bu 3 dönemi, başarısız geçirdiğini düşünen ebeveynler, mutlaka bir uzman yardımına başvurmalıdırlar. Aksi takdirde, ileride büyük sorunlarla karşılaşmaları mümkün olabilmektedir.

 

Çocuklarda Aşırı İnatlaşma ve Ağlama Nöbetleri

Alışveriş merkezlerinde, oyun parklarında, oyuncak mağazalarında çocuklarda aşırı inatlaşma ve ağlama nöbetleri görmemiz, oldukça sık rastlanan bir manzaradır. Uzmanlar bu davranışlarının çözümünün tutarlı davranış programı eğitimi olduğunun altını çizmektedirler.

Bu anlamda, özellikle çocuğun kişisel gelişiminin geliştiği 0-6 yaş döneminde, ebeveynlerin evlatlarıyla doğru bir iletişim kurarak, tutarlı davranışlar sergilemeleri çok önem kazanmaktadır.

Çocuklarına karşı aşırı korumacı davranan, onların her isteğini yerine getiren anne ve babalar, ilerleyen zamanlarda bu tip davranışlarla karşılaşacaklardır. Özellikle 0-6 yaş döneminde, tutarlı bir disiplin çerçevesinde yetiştirmeyen ebeveynler, onların inatlaşan çocuklar olması kadar, ileride davranış problemleri sergileyen bireyler olmasına da sebep olmaktadırlar.

Çocuklarda inatlaşmanın ve ağlama nöbetlerinin en sık karşılaşıldığı dönem, erken çocukluk dönemi adı verilen ve 2-3 yaşlarını kapsayan dönemdir. Bu süreçte çocuk, anne ve babasına istediği şeyleri yaptırabilmenin bir takım yanlış yollarını öğrenmektedir. Yaşları biraz daha ilerlediğinde, durum daha da ciddileşir ve hareketler büyümeye başlar.

Ağlama krizleri, yerde tepinme, öksürme ve hatta kusma gibi eylemler göstererek anne ve babalarını etkilemeyi başarırlar. Durumdan etkilenen ebeveynler olumsuzluğa son vermek için, çocuğun isteğini yerine getirirler ve bu eylemler sürüp gider. Ebeveynin istekleri karşılamasının bir diğer nedeni de, etrafın olumsuz bakışlarıdır. Bu durumdan rahatsız olan büyükler, hareketleri sonlandırmak için çocuğun isteğine karşılık verirler.

Çocuklarda bu olumsuz davranışların önüne geçebilmek için, bir uzman yardımına başvurulması oldukça önemlidir. Makalemizin başında da belirttiğimiz gibi, ebeveynlerin alacağı tutarlı davranış programı eğitimi, onların 1-2 ay gibi kısa bir süreçte, çocuklarının inatlaşmalarıyla baş etmelerini öğrenmelerini sağlayacaktır.

Bireyler böylelikle, çocuklarına sağlıklı sınırlar koymayı öğrenerek, doğru iletişimin temellerini atmaktadırlar. Çocuk 1,5-2 yaşına geldiğinde, bir pedagogdan yardım alınması ve sağlıklı sınırlar koyma konusunda eğitilmek, ileride anne ve babaya büyük kolaylıklar sağlayacak, çocuğun gelişimi açısından da önemli bir adım atılacaktır. Birey henüz bu tip davranışlar sergilemiyorsa bile, alınan uzman yardımı sayesinde bu davranışlarla baş etme yolları öğrenilebilir ve böylece anne ve baba duruma hazırlıklı olabilir.